Hüseyin Rahmi Gürpınar ’ın Cadı romanı, okurunu Rumelihisarı’nda tekinsiz söylentilerle anılan bir yalıya konuk ediyor ve batıl inançların insan psikolojisi üzerindeki derin etkisini gotik bir gerilim atmosferi içinde ustalıkla işliyor. Eser, genç ve dul bir kadının, yengesinin baskılarıyla, ilk karısının ölümünün ardından "cadı" olduğu ve geri dönüp kocasının yeni eşlerini boğduğu rivayet edilen bir adam ile evlenmeye zorlanmasıyla başlıyor. Bu evlilikle birlikte kadın, kendini her fısıltının ve gölgenin bir felaket habercisi olduğu, korku dolu bir hayatın içinde bulur. Gürpınar, bu ürkütücü hikâyeyi anlatırken dönemin toplumsal yapısını, özellikle kadının evlilik kurumundaki çaresizliğini ve "Baba ekmeği, zindan ekmeği; koca ekmeği, meydan ekmeği" gibi deyişlerle meşrulaştırılan toplumsal baskıyı gözler önüne seriyor.
Gürpınar'ın alametifarikası olan mizahla harmanlanmış gerçekçilik, en gerilimli anlarda bile kendini hissettirir. Yazar, toplumun her kesiminden seçtiği karakterleri kendi ağız özellikleri, şiveleri ve argolarıyla konuşturarak eşsiz bir canlılık yakalar. "Cadı" romanını benzerlerinden ayıran en güçlü yönlerinden biri, son ana kadar sürükleyiciliğini koruyan, merak unsurunu sürekli diri tutan yapısıdır. Gürpınar, yalıdaki gizemli olayların ardındaki sır perdesini okuyucuya hemen teslim etmez; aksine, batıl inançların ardında yatan insani hileleri ve kıskançlıkları sorgularken, okuyucuyu da "gerçek cadının" kim olduğunu bulmaya davet eden sürükleyici bir bilmece sunar. Eser, dönemin İstanbul'unu, insan ilişkilerini ve cehaletin yarattığı korku atmosferini anlamak için eşsiz bir pencere açıyor.