Hüseyin Rahmi Gürpınar ’ın gotik korku ve mizahı ustalıkla harmanladığı Gulyabani eseri, okuru tekinsiz söylentilerle anılan bir çiftlik evine konuk ederek, batıl inançların sıradan insanların hayatını nasıl bir kâbusa çevirebileceğini gözler önüne seriyor. Roman, saf ve meraklı bir hizmetçinin, perili ve cinli olduğu, hatta geceleri minare boyunda bir "Gulyabani"nin ortaya çıktığı rivayet edilen bir köşke çalışmaya gitmesiyle başlar. Gürpınar, bu tekinsiz atmosferi yaratırken okuyucuyu da karakterleriyle birlikte "gördüklerini bilmeme, işittiklerini merak etmeme" kuralına uymaya zorlar ve böylece gizem perdesini son ana dek aralamayarak gerilimi ustaca tırmandırır. Kanımca eserin en güçlü yanı, Gürpınar'ın toplumun her kesiminden insanı kendi şiveleri, ağız özellikleri ve gündelik diliyle konuşturmadaki eşsiz becerisidir.
Gulyabani , yazarın bilim ve akıl ile hurafe ve cehalet arasındaki çatışmayı işlediği eserler zincirinin en parlak halkalarından biridir. Gürpınar, bir yandan cin, peri, gulyabani gibi fantastik unsurlarla okuru gererken, diğer yandan karakterlerin safça diyalogları ve olaylara getirdikleri absürt yorumlarla eşsiz bir mizah yaratır. Eserin ana fikri oldukça nettir: En korkunç "gulyabani", insanın kendi aklını kullanmayıp batıl inançlara teslim olması ve başkalarının hilelerine alet olmasıdır. Bu eser, sadece bir korku hikâyesi değil, aynı zamanda cehaletle örülmüş bir toplumun psikolojisini deşifre eden, eğlendirirken düşündüren bir klasiktir.