Hölderlin'in tutkusu mutlak şiirsel tutkudur, başka bir ad taşımayan gereklilikle onu kendi dışına çeker. (...)Sanat "bu mutsuzluğun" bilincidir. Kendini yitirmiş olan, artık "ben" diyemeyen, aynı devinim içinde dünyayı, dünya gerçekliğini yitirmiş olan, sürgüne, Hölderlin'in dediği gibi, artık tanrıların kalmadığı ve henüz tanrıların olmadığı bu yıkım zamanına ait olan kişinin durumunu betimler.
Maurice Blanchot