Kimse yok;
Gel, çalalım yaşamı.
Bölelim sonra iki görüşme arasında.
Gel, birlikte anlayalım bir şeyler taşın halinden.
Gel, daha erken görelim her şeyi.
Bak, fıskiyenin göstergeleri havuz saatinin üstünde
Dönüştürüyor zamanı toza.
Gel, iri bir sözcük gibi suskunluğumun satırında.
Gel, erit avucumda aşkın nûrânî cürmünü.
"Acı" dediğimiz şey, kalbin en derin köşesinde saklanmalı. Üzüntü, doğası gereği suskun olmalı: Yaralar, ihanete rağmen bir gün affedilmeli...Ve biliyorum... Umursamıyor gibi görünen insanlar aslında duygusuz değiller. Sadece, çok susarak dayanıyorlar.
Anneanne... Artık beni düşünme, ne olur... Beni unut. Bu hayatta yaşadığın her şeyi, o ağır hatıraları bırak arkanda: Bambu ormanını. taş basamakları, ilkokulun altıncı katını... Hepsini bırak... Hepsini unut. Dilini çıkar, gülümse... Ve yoluna devam et: Sonsuz, sessiz kaderine doğru...
Yaşamla ölümün sırlarını hâlâ tam olarak çözebilmiş değilim, ama artık şunu yavaş yavaş anlıyorum: Ölüm, o kadar da korkutucu bir şey değil. Belki de kesin bir son değil, başka bir yolculuğun sessizce atılan ilk adımıdır.