Puan vermedi·136 syf.··Beğendi
· Cengiz Aytmatov’un “Toprak Ana” adlı romanı, II. Dünya Savaşı sırasında cephe gerisinde kalan insanların, özellikle de kadınların yaşadığı büyük acıları, umutları ve direncini anlatır. Eserin merkezinde Tolgonay adlı yaşlı bir kadın vardır. O, tarlasında yalnız başına dolaşırken toprağa seslenir; çünkü “Toprak Ana” onun en büyük sırdaşıdır. Kocasını, oğullarını ve gelinini savaşta kaybetmiş, yalnız kalmıştır. Yine de umudunu ve yaşam direncini torunu üzerinden sürdürmeye çalışır.
Tolgonay’ın hikâyesi geriye dönüşlerle aktarılır. Çocukluk günlerinden başlayarak kocası Suvankul ile tanışmasını, birlikte tarlalarda çalışarak kurdukları yuvayı anlatır. Zor koşullarda da olsa emekleriyle evlerini, yaşamlarını ayakta tutmuşlardır. Ardından üç oğulları dünyaya gelir: Kasım, Maysalbek ve Caynak. Çocuklarının büyümesiyle Tolgonay için hayat yeniden anlam kazanır. Kasım çalışkan ve becerikli bir biçerdöverci olur, Maysalbek okumaya merak salar ve öğretmen olmak ister, en küçükleri Caynak ise köy gençliğinin canlı, neşeli bir üyesidir.
Savaş başladığında köydeki bütün erkekler cepheye çağrılır. Suvankul, ardından Kasım ve Maysalbek cepheye gider. Tolgonay ve gelini Aliman köyde kalır. Kadınlar, yaşlılar ve çocuklarla birlikte bütün yük onların omuzuna biner: tarlalar sürülür, hasatlar kaldırılır, ama her şey büyük bir yokluk ve açlık içinde yapılır. Yine de Tolgonay sabreder; çünkü savaşın bir gün biteceğine, sevdiklerinin döneceğine inanır.
Ne var ki Tolgonay’ın umutları birer birer kırılır. Önce kocası Suvankul’dan kara haber gelir. Ardından oğulları Kasım ve Maysalbek de savaşta hayatlarını kaybeder. Gelini Aliman ise dul kalır; acıya dayanamayarak köyden uzaklaşır. En son, henüz cepheye gitmeye yaşı yetmeyen küçük oğlu Caynak, dayanamayıp gönüllü olarak savaşa katılır. Tolgonay’ın son dayanağı da böylece elinden alınır.
Romanın en çarpıcı yönlerinden biri, Tolgonay’ın bu felaketlere rağmen Toprak Ana’yla konuşmaya devam etmesidir. O, toprağa hem bir ana hem bir hakem gibi seslenir: İnsanların onu işleyerek yaşaması gerektiğini, ama savaşın bütün bu emeği boşa çıkardığını söyler. Toprak da ona karşılık verir gibi, insanları barışa çağırır: “Beni kanla değil, alın terinizle sulayın.”
Tolgonay, kendi hayatında yaşadığı bütün kayıpları anlatırken aslında bütün insanlığın çektiği acıyı dile getirir. Roman, savaşın kahramanlık destanlarıyla değil, köylü kadınların gözyaşlarıyla, anaların acılarıyla hatırlanması gerektiğini vurgular. Tolgonay için zafer, kaybettiklerinin geri gelmesini sağlamaz; çünkü bir ana çocuklarını yaşasınlar diye doğurur, ölsünler diye değil.
Eserin sonunda Tolgonay, bütün insanlara ve gelecek nesillere seslenir. Onun tek dileği, insanların barış içinde toprağı işlemeleri, emeğin değerini bilmeleri ve bir daha savaşların yaşanmamasıdır.
Böylece roman, Tolgonay’ın kişisel dramını, köylü emekçilerin direnişini ve savaşın yıkıcı gerçeklerini bir arada sunar. Hem bir ağıt hem de barış çağrısı niteliği taşır.