·252 syf.··Beğendi
···Okunma: 15 Haziran 2024 14:47 ''Neşet Sabit,kendi kendine 'Hayır,yeni cemiyet gibi yeni insanda da kaza ve kadere bırakılmış hiçbir taraf olamaz.Her şey,akıl ve irade işidir.Nasıl ki,iptidai insan zekâ ve bilgi sayesinde tabiat kuvvetlerini kendine râm kılmasını bilen insan demektir;öyleyse,yeni insan-yâni tam insanda- hem tabiata,hem o tabiatın bir cüzü olan kendi benliğini iradesi altına almasını bilecektir.Kader ve kaza,baht,tesadüf kelimeleri artık cin ve peri masallarındaki tâbirler gibi muayyen bir şey ifade etmeyen mecazî lügatlar sırasına girecektir.Çünkü,insan,kendi alınyazısını kendi eliyle yazacak ve kaza,kader insanının kendi arzusu,kendi iradesi olacaktır.''
Yakup Kadri Karaosmanoğlu (1889–1974),Türk edebiyatının Servet-i Fünun’dan Cumhuriyet yıllarına uzanan uzun serüveninde hem sanatkâr hem de fikir adamı kimliğiyle öne çıkan önemli bir yazardır. Kahire’de doğan Yakup Kadri,çocukluğunu Manisa ve İzmir’de geçirmiş, eğitimini ise İstanbul’da tamamlamıştır.Genç yaşta edebiyatla ilgilenmeye başlamış, ilk yazılarını Fecr-i Ati topluluğu içinde vermiştir.Daha sonra Servet-i Fünun ve Milli Edebiyat çevrelerinde kaleme aldığı eserlerle kendine özgü bir edebî yol çizmiştir.
Edebiyatın yanı sıra siyasette ve basın hayatında da etkin bir rol üstlenen Yakup Kadri, Cumhuriyet’in ilanından sonra milletvekilliği yapmış,elçilik görevlerinde bulunmuş ve dönemin önemli gazete ve dergilerinde yazılar yayımlamıştır.Roman,hikâye,tiyatro, deneme ve hatıra türlerinde eserler veren yazar; bireysel ruh hallerinden toplumsal meselelerin tahliline,köy ve şehir hayatından Cumhuriyet’in kuruluş ideallerine kadar geniş bir yelpazede kalem oynatmıştır.Onun eserleri,hem bireyin iç dünyasını hem de toplumun dönüşümünü aydınlatması bakımından Türk edebiyatında ayrı bir yere sahiptir.
Bu genel çerçeve,Yakup Kadri’nin Ankara adlı romanını anlamada da önemlidir.Çünkü onun edebî serüveni,bireysel duyarlılıklardan toplumsal ve siyasal gerçekliklere yönelmiş,Ankara da bu yönelişin en dikkat çekici ürünlerinden biri olmuştur.
Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun 1934 yılında yayımlanan Ankara romanı,Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının en önemli toplumsal ve ideolojik eserlerinden biridir.Roman, yalnızca romanın baş karakteri Selma Hanım üzerinden bireysel bir hikâyeyi değil,bir şehrin simgesi üzerinden bir milletin geçirdiği tarihsel ve toplumsal değişimi yansıtır. Ankara’nın Osmanlı Devleti’nin son yıllarındaki yoksul ve bakımsız hâlinden başlayarak Cumhuriyet’in kuruluş yıllarındaki yeniden doğuşuna,oradan da Cumhuriyet ideallerinin tartışıldığı yeni toplumsal safhalara kadar uzanan bir çizgi vardır.
Roman üç bölümden oluşmaktadır.İlk bölümde Millî Mücadele yıllarındaki Ankara ele alınmaktadır.Yoksul,harap ve geri kalmış bir şehir görünümündeki Ankara,bir yandan Anadolu halkının sefaletiyle diğer yandan da Milli Mücadele ile bağımsızlık mücadelesine ruh veren idealizmiyle resmedilir.Bu bölümde hem bireysel kahramanlıkların hem de fedakârlıkların öne çıktığı görülür.
İkinci bölümde Cumhuriyet’in ilanı sonrasında şehirde ve toplumda yaşanan dönüşümler işlenir.Ankara artık yeni başkenttir ve yeni rejimin ideallerini simgeler.Fakat bu ideallerin yanında Binbaşı Hakkı Bey gibi Milli Mücadele’de kahramanlık göstermiş, idealist,fedakâr ve vatansever aydın tiplerin Cumhuriyet’in ilanı sonrası çıkar kavgaları,menfaat hesapları içerisindeki kimselere dönüşmesine; inkılapların yanlış anlaşılmasına da yazar dikkat çekmektedir.Yazar,Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki değişimin hem umut verici hem de hayal kırıklığı yaratan yönlerini karakterler üzerinden ele almıştır.
Üçüncü bölümde ise Cumhuriyet’in sonraki yıllarındaki toplumsal hayat gözler önüne serilir.Bu bölüm,özellikle inkılapların hayata nasıl geçtiği,ideal ile gerçek arasındaki farkın nasıl açıldığı üzerine yoğunlaşır.Bu bölüm aslında Yakup Kadri’nin bir ütopyasıdır.İnkılapların doğru bir şekilde anlaşıldığı,uygulandığı bir Ankara,bir Cumhuriyet’i anlatmaktadır.Bu bölüm ütopya olmasının yanı sıra eleştiri niteliği de taşımaktadır.Zira Yakup Kadri romanın ‘’Bir Not’’ kısmında kendisinin hayâlini kurduğu Ankara’ya (Bununla birlikte Cumhuriyet’e) sosyal,kültürel ve ekonomik devrin şartları bakımından muvaffak olunamadığını,ulaşılamadığını; hâla romanın ikinci bölümündeki Ankara’nın içinde tepinip durduğumuzu dile getirmiştir.Cumhuriyet’in kurucu ruhunun zamanla yozlaşması,toplumdaki eşitsizlikler ve bireylerin menfaat peşinde koşması Yakup Kadri’nin eleştirel bakışının merkezindedir.
Romanın başkişisi Selma Hanım,bir bakıma bu üç dönemi yaşayan ve tecrübe eden bir gözlemcidir.Onun kişisel hayatındaki iniş çıkışlar,aslında toplumun ve Ankara’nın değişim sürecinin bireysel bir yansımasıdır.Böylece roman,bir şehir,bir millet ve bir birey arasındaki paralellikleri göstermesi bakımından özel bir konuma sahiptir.
Yakup Kadri acaba günümüzde yaşasaydı geçmiş zamanlarındaki bu eleştirisinde olumlu manada bir değişme olur muydu yoksa bu hususla alâkalı yaklaşımı daha da kötüye mi evrilirdi? Onun istediği,hayâlini kurduğu Cumhuriyet gerçekleşti mi? Sosyal,kültürel ve ekononik anlamda ülke muasır medeniyetler seviyesine ulaştı mı? Neşet Sâbit gibi memleketin terakkisi için çabalayan insanlarla dolu bir memleket mi olduk yoksa Binbaşı Hakkı Bey gibi menfaatleri doğrultusunda hareket eden insanlarla dolu bir memleket mi? Bunun cevabı herkeste farklı olabilir,size bırakıyorum.
Ankara,Yakup Kadri’nin toplumsal gerçekçiliğini,Cumhuriyet’e olan bağlılığını fakat aynı zamanda eleştirel bakışını yansıtan bir eserdir.Yazar,yeni rejimin başarılarını teslim ederken,ideallerin zamanla gölgelenmesini ve toplumsal hayatın çelişkilerini de dile getirmiştir.Bu yönüyle eser,hem bir tarihsel panorama hem de bir toplumsal eleştiri olarak okunabilir.