Hayal kırıklığı...
O kadar büyük bir hevesle başlamıştım ki asla beklediğim gibi değildi. Ben kadınların korkularını, yaşantılarını, uğradıkları haksızlıkları okuyup bunu iliklerimize kadar hissedeceğiz sanmıştım. Hatta bu yüzden kitabı ilk aldığım zaman her yerden foto çekip atıyordum tüm erkeklerin okuması gereken o kitap diye. Çünkü okuyacaklardı, göreceklerdi, hissedeceklerdi ve belki sonunda bizi anlayacaklardi... Ama bir kadın olarak ben bile bunu hissedemediysem bir erkeğin hissetmesini nasıl bekleyebilirim ki? Kitapta tek hissettiğim kısımlar bazı kadınlara yapıştırılmış etiketler var ya hani işte onlar erkekler üzerinden bu sefer yazılmıştı (işte erkek kuyruğunu sallamazsa köpek peşinden gelmez falan gibisinden cümlelerdi. Bunlar en çok kadınlar için kullanılıyor maalesef... Bu yüzden empati yaptıran tek tük cümlelerdi). Bizim zaten hikayeyi kesinlikle bir erkeğin gözünden okumamız gerekiyordu. Düşünsenize bir erkek Sabah kalkıyor ve aslında hep alışkın olduğu hayatın tam tersini yaşamaya başlıyor. Her gün kadınları ezerken bir görürken bir anda onlar da yer değiştiriyor. Ve yavaş yavaş, göre göre, yasaya yaşaya kadınlara yaptıkları şeylerle yüzleşiyor ve onları sonunda anlamaya başlıyor vb. Ve sonunda bir gün bir gün tekrar uyandığında her şey yine eski düzenine oturmuş durumda. Ama o artık "kadınları yaşamış" bir adam olarak Bir şeylerin farkına varmış bilinçli bir birey. Ve kadınların celladı değil, destekçisi olur. Ve o değiştikçe çevresi ve belki daha sonra tüm gezegen degisecekti. Beklediğim şey böyle bir şeydi. Ama okuduğum şey...