·248 syf.····Okunma: 24 Eylül 2025 21:57 Engin Geçtan’ın bu satırları klasik psikiyatri anlatılarının dışında,psikolojik derinliği olan denemeler ve kısa hikâyeler içeren,oldukça kişisel ve varoluşsal bir eser.Kitapta açıkça modernliğe ve şehirleşmeye dair bir eleştiri vardır:Doğadan kopuş,insan ilişkilerinin yüzeyselleşmesi,tüketim odaklı yaşam,sessizleşmiş duygular…“Kızarmış palamutun kokusu artık yok,çünkü o hayat tarzı da yok."der gibi yazar.Kitabın en güçlü yönlerinden biri,anıların çağrışım gücü.Bir koku, bir tat, bir ses ,geçmişi tetikler.Geçmişin izleri, kimliğin yapı taşlarıdır.Geçtan bunu çok sade bir dille aktarıyor,ama okurun zihninde derin psikolojik sorular bırakıyor.Geçtan bu kitapta mesleki kimliğinden ziyade insani tarafıyla okur karşısına çıkıyor.Psikiyatr kimliğini geriye çekip,hayatın anlamını arayan bir insan olarak yazıyor satırları.
Kitabın başlığı olan “Kızarmış Palamutun Kokusu”sadece bir çocukluk anısını değil;Kaybolan değerleri,modern dünyanın ruhsuzluğunu,ve bireyin kendine yabancılaşmasını sembolize ediyor.
Geçtan’a göre modern birey,teknolojinin ve hızın içinde kendi iç sesini,geçmişini ve öz benliğini kaybetmekte.Satırlar,şu soruyu okura soruyor gibi;“Ne zaman kendimize yabancılaştık ve ne zaman ‘biz’ olmaktan çıktık?”
Tema konu ve içerik böylesine güzel fakat olayların çok bölük pörçük olması ve yazarın flashback tekniğini fazla yoğun kullanmış olması okuyucuyu biraz sıkabilir ve tıpkı modern insanın kendini yakalayıp yaşayamadığı gibi kitaptaki olayları da yakalayamamasına yol açabilir.