On Kişiydiler birbirini tanımayan on kişinin, Zenci Adası'na davet edilmesiyle başlıyor. Adada bulunan lüks malikaneye kimi tatil, kimi iş için davet ediliyor. Adaya gelen konuklar ev sahibini ararlarken adada on kişiden ibaret olduklarını fark ediyorlar. Başta bunu sorun etmeyen konuklar, aralarından biri ölünce, adanın ıssızlığına hapsolduklarını anlıyorlar. Ve bu ölüm son ölüm değil, birbirinden ilginç ölümler kapıda beklemekte..
“On Küçük Zenci yemeğe gitti,
Birinin lokması boğazına tıkandı. Kaldı dokuz.
Dokuz Küçük Zenci çok geç yattı,
Sabah biri uyanamadı. Kaldı sekiz.
Sekiz Küçük Zenci Devon’a gezmeye gitti,
Biri geri dönemedi. Kaldı yedi.
Yedi Küçük Zenci odun kırdı,
Biri baltayla kafasını yardı. Kaldı altı.
Altı Küçük Zenci kovanla oynadı,
Birini yabanarısı soktu. Kaldı beş.
Beş Küçük Zenci hukuka merak sardı,
Biri yargıç oldu. Kaldı dört.
Dört Küçük Zenci denize yüzmeye gitti,
Birini kırmızı balık yuttu. Kaldı üç.
Üç Küçük Zenci hayvanat bahçesine gitti,
Birini büyük bir ayı kaptı. Kaldı iki.
İki Küçük Zenci güneşe oturdu,
Birini güneş çarptı. Kaldı bir.
Bir Küçük Zenci yapayalnız kaldı,
Gidip kendisi astı.
Ve kimse kalmadı…”
Katil bu şiire göre kurbanlarını tam burada tarif edildiği gibi öldürür. Tüyler ürpertici ve sıranın kime geldiğini beklemek sizi de gerecek. Agatha Christie çok iyi bir iş çıkarmış kesinlikle. Okurken kitabı elden bırakamıyorsunuz. Sonunda katilden bende şüphelenmiştim, hatta kullandığı yöntemin saklanmak için çok iyi bir yöntem olabileceği aklıma gelmişti. Agatha Christie okumak isteyenler bence bu kitaptan başlasınlar, tadı damağınızda kalacak...