Selçuk Altun’un bu romanı, tarihle edebiyat arasında köprü kurmaya çalışan eserlerden. Kitap, adından da anlaşılacağı üzere, imparatorlukların mirasıyla bugünün bireysel yolculuğunu harmanlıyor. Ama mesele yalnızca Bizans ya da Osmanlı değil; mesele, geçmişin gölgeleri içinde kendi kimliğini arayan bireyin hikâyesi.
Romanın omurgası, Bizans ile Osmanlı’nın iç içe geçmiş hafızası. Altun, tarihçilerin sayfalarında gördüğümüz o büyük siyasi kırılmaları, imparatorluk ihtişamını veya çöküşlerini arka planda bir fon olarak kullanıyor. Ancak burada amaç kuru bir tarih dersi vermek değil; daha çok bir atmosfer yaratmak. Yani tarih, romanda bir bilgi deposu değil, bir ruh hâli gibi işliyor.
Altun’un dili zarif, bazen şiirsel, bazen de bilgece. Yazar, romanını bir anlatıcı edasıyla değil, bir sohbet havasıyla kuruyor. Sanki karşısında oturuyorsunuz da size “Bak aslında Bizans dediğin şey…” diye söze başlıyor. İşte bu üslup romanı akademik katılıktan uzaklaştırıp edebiyatın sahasına çekiyor. Bir tarihçi okur için bu, hem cazip hem de biraz huzursuz edici olabilir. Çünkü olaylar tarihsel doğrulukla değil, edebî süzgeçten geçirilmiş bir hayalle anlatılıyor.
Romanın asıl meselesi, tarihten ziyade kimlik. Geçmişin izleriyle bugünün bireyi arasında kurulan bağ, felsefi bir sorgulamaya dönüşüyor. İnsan, ait olduğu kültürün gölgesinden çıkabilir mi? Yoksa her birey, farkında olsa da olmasa da, Bizans’ın ya da Osmanlı’nın enkazından bir parça taşımak zorunda mı? Altun, bu soruları doğrudan sormuyor ama satır aralarında hissettiriyor.
Tarihçi gözüyle bakarsak, Altun’un yaptığı şey “belgesel roman” değil, “tarihten esinlenmiş roman.” Yani burada tarihsel doğruluk aramak beyhude. Bizans veya Osmanlı’ya dair verilen bilgilerin akademik değeri sınırlı; çünkü romanda amaç hakikati belgeleme değil, bir hayali beslemek. Bu yüzden kitabı tarih kitabı gibi okumak yanlış olur.
Özetle Bizans Sultanı, tarihle edebiyatın yollarının kesiştiği, kimlik ve geçmiş arasında gidip gelen bir roman. Akademik titizlik arayan tarihçi okur için kaynak değil ama, edebiyatın tadını almak isteyenler için keyifli bir yolculuk. Selçuk Altun, tarihin ağır taşlarını edebiyatın ince dokusuna işlemiş; ortaya da hem düşündüren hem de sohbet havasında okunabilen bir metin çıkarmış.
#84641171