Bir Livaneli eserinin daha sonuna geldim. İnsanlık doğuşundan süregelen sorunları en gerçekçi ve doğal haliyle kaleme almış. Savaşlar daima bir kesimi ciddi şekilde yaralar ve en kötü hali de savaşı yaşayan kesimin insanlıktan umudunu kesmesi durumudur. Eserin başlangıcından alıntı ile "Harese nedir, bilir misin oğlum? Arapça eski bir kelimedir. Bildiğin o furs, haris, ihtiras, muhteris sözleri buradan türemiş-tir. Harese şudur evladım: Develere çöl gemileri derler bilirsin, bu mübarek hayvan üç hafta yemeden içmeden, aç susuz çölde yürür de yürür; o kadar dayanıkhdır yani. Ama bunların çölde çok sev-dikleri bir diken vardır. Gördükleri yerde o dikeni koparır çiğne-meye başlarlar. Keskin diken devenin ağzında yaralar açar, o ya-ralardan kan akmaya başlar. Tuzlu kanın tadı dikeninkiyle ka-rışınca bu, devenin daha çok hoşuna gider. Böylece yedikçe ka-nar, kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz ve engel olun-mazsa kan kaybından ölür deve. Bunun adı haresedir. Demin de söyledim, furs, ihtiras, fiaris gibi kelimeler buradan gelir. Bütün Ortadoğu'nun adeti budur oğlum, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanının tadın-dan sarhoş olur." diyerekten savaşlar kaçınılmaz ve belli bir kesimi hep yıkıp geçmiştir ama tuzun kana karışmasının verdiği haz onu vazgeçilmez yapıyor(!)