Bazen bazı şeyleri bağıra çağıra söylemek geliyor mu içinizden?Sevdiğinizi,sevmediğinizi,onayladığınızı,onaylamadığınızı,varlıklarıyla huzur bulduğunuzu ya da huzursuzluk duyduğunuzu...İnsan ki çokça düşünce ama az icraat demek.Sustukça büyüyor oysaki içimizde.

Ataberk Erentepe, bir alıntı ekledi.
12 saat önce

Bir şeyler yapıyorum, yürüyorum, konuşuyorum, yemek yiyorum yani her zaman yaptığım işleri sürdürüyorum ama nasıl anlatsam, bir boşluk duygusu içinde. sanki içimde derin bir hiçlik var

Huzursuzluk, Zülfü LivaneliHuzursuzluk, Zülfü Livaneli
Sibel Hasdemir, bir alıntı ekledi.
12 saat önce · Kitabı okuyor

İnsanlar bunca acı çekerken, İstanbul'da en iyi suşinin nerde yenilebileceğini konuşanlara dayanamıyordum.

Huzursuzluk, Zülfü Livaneli (Sayfa 134)Huzursuzluk, Zülfü Livaneli (Sayfa 134)
, bir alıntı ekledi.
18 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi

"...herkesin bir şemsiyesi var kendini koruyacak, seninse yok, bir an önce şemsiyeni açmaya bak, çünkü bu yağmur hiç dinmeyecek."

Huzursuzluk, Zülfü Livaneli (Sayfa 144)Huzursuzluk, Zülfü Livaneli (Sayfa 144)
, bir alıntı ekledi.
18 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi

"Tüketen insanın üreten insandan daha değerli olduğu bu yanlış ve ahlaksız döneme tahammülüm kalmamıştı artık."

Huzursuzluk, Zülfü Livaneli (Sayfa 134)Huzursuzluk, Zülfü Livaneli (Sayfa 134)
Feyza bunsuz, bir alıntı ekledi.
19 saat önce

Demek ki bazı acıları ölüm bile unutturamıyor,bazı davranışlar ölümden sonra bile bağışlanmıyor.

Huzursuzluk, Zülfü Livaneli (Sayfa 61)Huzursuzluk, Zülfü Livaneli (Sayfa 61)

Gönül Yanılsaması Göz Yanılsamasına Benzemez
Burda sis var. Hava, romatizmalı biri için ağır. Burada sis var göz gözü görmüyor, içimde dingin bir hüzün, açıklı bir kabulleniş, ahlar vahlar tühler.. Ben bu ahları bir ahlat ağacından ödünç aldım der bir kadın şiirinde. Ve Ahlat Bitlis'in ilçesidir. Bir de şiirde bahsedilen ahlat ağacı, meğer dağlar da kendi kendine yetişen sert ve küçük bir armut çeşidiymiş. Deli armut derler buralarda. Nasılda kontrolümüz altına alamadığımız ya da istediğimiz gibi olmayan şeyleri yaftalamayı severiz..
Şahit oldum daha önce bir kadın, bir kadını şiirden soğutmuştu. (Hemde Sivas gibi şiire çok ihtiyaç duyduğum bir yerde.. ) Sisin büyülü bir güzelliği ve ölçülebilir mi bilmem ama ağırlığı var. Çocukken mahalleden geçerken peşinden koştuğumuz sinek arabası gibi. O kokulu ve bizce büyülü dumanın içinde kaybolmayı sevişimiz.. Kafamın içinde tonlarca ağırlıkta düşünceler. Ruhumda kendimi kabullenemememin huzursuzluğu. İçimde oturmayan bir şeyler var. Bir şeyler askıda kalmış. Bazı anlamlar, kavramlar. Ben de yolunda gitmeyen bir şey var. Ben birinin çıraklık eseri miymişim ne ..? Biri sanki acemiliğini bende atmış.

Dışarı da kar demek isterdim. Dışarı da kar.. Black filmindeki gibi kar yağsa ve ben gözlerimi kapatıp parmak uçlarımla hissetmeye çalışsam karı.. Ama hayır dışarı da sis var. Burda sis, Ankara'da kar var. Ne diyordu bir zamanlar tüm şiirlerini ezbere bildiğim bir şair ;
"Ankara'ya öyle yakışırdı ki kar
Buz tutardı resmî yalanlar.." Ama kendisininde kabul ettiği gibi, kimse Ahmet Arif kadar sevemez Ankara'yı ve onun kadar güzel yazamaz.. Şu da bir gerçek ki dolup taştık resmî ve gayri resmi yalanlarla.. Ne yazmıştı Barış Bıçakçı Sinek Isırıklarının Müellifi kitabında ? Ankara'da toplu konutlarda cezaevi aracından indirilen yanmış kadınların söylediklerini.. İşte onlar inandığımız bütün yalanları ve korkularımızı bir kaç kelimeyle yüzümüze vurmuşlardı. Onların içinden çıkıp geldikleri yangını kim söndürebildi ? Şunu da unutma, bu günün korkakları dünün cesurlarıdır. Ve korkaklığın sınırı, cesaretin taklidi yoktur..


İçerimde ne var ? Topuklarına basa basa giden biri ? Parmak uçlarına basa basa gelen biri ? Hayır içim de ne gelen var ne giden.. İçerim de çoğunlukla uğultu var. İçimdeki kırk kişinin bana verdiği yetkiye dayanarak çok gürültülüyüm bu aralar. İlk defa kırkı da aynı fikir de sebepsiz mutlular. Mutluluk çoğunlukla çok sesli bir uğultu sanırım.

Kendimle baş başa verip düşündümde bu sabah.. O bedenin, kabuğun içinde sana yüklediğim anlam neymiş ? Kabuk kırıldı, perde yırtıldı. Bilmem kaçıncı kez bana ayrılan sürenin sonuna geldik. Sonra benim içimde tuhaf bir hastalık gibi çoğalan bir duygu.. Mutluluk mu desem heyecan mı huzursuzluk mu ? Bunların hepsini bir arada hissettiren bir tuhaflık işte. Uyusam kesin geçecek diyorum. Uysam hiç geçmiyor.. Çoğalarak yok oluşunu izliyorum içimde. Sonra tekrar çoğalışını ve tekrar yok oluşunu. Bu mu acaba to be or not to be ? Bütün yabancı dillerde kötüyüm. -de leri nerde ayrı yazacağımı bir türlü tutturamıyorum. Duracağım yeri hiç tutturamadığım gibi.

Şimdi tam karşımda çamaşır telinin üzerinde, bir karış mesafeyle duran iki mandalı kuş zannedip izliyorum bir akşam üzeri. Beynimin bana oynadığı bir oyun olmalı. (Ya da benim hayat diye yaşadığım bir yanılsamalar bütünü. Ve sevmek birini, elbet bir göz yanılsaması değil. Gönül yanılsamasıdır. Zira göz yanılsamaları çabuk fark edilir.. )Mandal olduklarını anlayana kadar onları düşünmeye devam ediyorum. Neden birbirlerine yaklaşmadıklarını düşünüyorum. Belki diyorum, uçarken biri diğerinin dengesini bozmuştur. Bu yüzden küsmüşlerdir. Bizde öyle değil miyiz ? Yaşarken dengemizi bozanlara küsmez miyiz ? Kuşlarda küsüyor mudur ? Ya da mandallar ? Ama insanlar küsüyor. Mimozalar küser. Kediler de küser şahit oldum. Ve ben bir insanın küsmesine üzüldüğümden daha çok, bir kedinin küsmesine üzülmüştüm..


İçindeki uğultuyu durdursun diye;
https://youtu.be/MJ1I9Wc9g0c

Yakup, Huzursuzluk'u inceledi.
Dün 02:24 · Kitabı okudu · 1 günde · 9/10 puan

Livaneli'nin okuduğum 3.kitabı, diğer kitaplarında olduğu gibi üslup güzel akıcı ve sade.
"Merhamet zulmün merhemi olamaz", "Coğrafya kaderdir." gibi etkileyici sözlerin yanı sıra Harase kelimesinin anlamı hikayeye güzel oturtulmuş.
Hikâye güzel anlatılmış ve insanı düşünmeye sevkeden bir kurgusu var. Aynı zamanda önyargıların insan kaderini nasıl değiştirdiğini açık bir şekilde anlatıyor. Okuduktan sonra Ezidiler halkında bilgi sahibi oluyorsunuz. Kitabı okuduğunuz sırada ve bitince bir boşluğa dalıyorsunuz "Huzursuz" olmamanız ve sarsılmamanız imkansız. Tüm yaşadığımız sahtelikler ve sahte dertler bir tokat gibi çarpıyor yüzümüze.