Lisede edebiyat okurken Tanzimat edebiyatı, Serveti Fünun edebiyatı ve Milli edebiyat gibi kavramları benim kuşağımda herkes en az birkaç kez öğretmenlerimizden duymuşuzdur. Müfide Ferit Tek’in eşi Ahmet Ferit Bey ile beraber Sinop’ta sürgünde iken Birinci Dünya Harbi’nin sonlarında 1917 yılında yazmaya başladığı ve 1918 yılında eşi Ahmet Ferit Bey Ukrayna’da Kiev Konsolosluğunda görevli iken yayınlanan bu kitap Osmanlı İmparatorluğu dağılma sürecinde iken, milli benlik inşası çalışmalarına epey geç kalmış olan Türk unsurunun savaşının ancak sonuna yetişen “ İncil”i gibi kutsal bir metin sıfatı ile tanımlanmış bu eser. Halide Edip Adıvar ve Mufide Ferit Tek, 2. Meşrûtiyet sonrası ortaya çıkan Milli Edebiyat akımının en güçlü kalemlerinden ve her iki aydında dönemin şartlarına göre ileri bir eğitim görmüş insanlar. ( ABD’de Yale Üniversite’nde ders vermiş olan Halide Edip Adıvar daha ileri bir eğitim görmüştür.) İttihat Terakki Cemiyeti, Enver Paşa ve 19. yüzyıldan 20. yüzyıla yani Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılışından Cumhuriyet’in kuruluşuna ve bugünlere nasıl geldiğimizi anlatan birçok eser okudum, okumaya devam ediyorum. Bundaki niyetim ve amacım bir milletin ölüm ve kalım savaşını derinlemesine anlamak, mesleğimde yetkin olmak ve ülkeme karşı vatandaşlık ve vefa borcunu yerine getirmek. Aydınlamama katkı sunan birkaç eseri ve bu eserlerde okuduklarımla ilgili bazı notları paylaşacak olursam örnek olarak: Bernard Lewis Modern Türkiye’nin Doğuşu, Niyazi Berkes Türkiye’de Çağdaşlaşma, Şevket Süreyya Aydemir Makedonya’dan Orta Asya’ya Enver Paşa ve Suyu Arayan Adam, Jean Paul Roux Türklerin Tarihi: Pasifik’ten Akdeniz’e 2000 Yıl, İlber Ortaylı İ̇mparatorluğun En Uzun Yüzyılı, Osmanlı İmparatorluğu’nda Alman Nüfuzu, Yakın Tarihin Gerçekleri, Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Defterimden Portreler, Prof. Dr. Halil İnalcık Hoca’nın Milli Mücadele Tarihi, Atatürk ve Demokratik Türkiye eseri, ABD’li yazar, avukat ve tarihçi David Fromkin’in Batılıların Ortadoğu’yu 1914-1922 arasında nasıl paylaştıklarını anlatan eseri Barışa Son Veren Barış adlı kapsamlı ve değerli kaynağı, Türkiye’de Alman Askeri Heyeti Başkanlığı ve Çanakkale’de 5. Ordu Komutanlığı ve Suriye-Filistin Cepheleri’nde Cemal Paşa ve Falkeynhan’dan sonra Yıldırım Orduları Komutanlığı yapmış olan Liman von Sanders Paşa’nın Türkiye’de Beş Sene adlı eseri, Mareşal Fevzi Çakmak’ın Birinci Balkan Savaşı’nı anlattığı Batı Rumeli’yi Nasıl Kaybettik adlı eseri, Sarıkamış Harekatı’nın Enver Paşa’dan sonra gelen ve 3. Ordu’ya bağlı 10. Kolordu ile Sarıkamış’ı kuşatmaya çalışırken Narman’dan yola çıktığında Kosor istikametinden Sarıkamış’a hareket etmesi gerekirken Ardahan-Kötek istikametine doğru yolunu uzatarak ve Allahüekber Dağları’nda 10. Kolordu askerlerinin büyük zayiat vermesine sebep olan üzücü olayların yaşanmasına neden kumandan Hafız Hakkı Paşa’nın Sarıkamış Günlüğü’nü okudum. Kumandan 1915 Şubat’ında Erzurum’da 3. Kolordu Kumandanı iken henüz 35 yaşında tifüs hastalığına yakalanarak şehit olmuştur. Henüz 6 yaşında iken Kuran-i kerim’i ezberleyen Hafız Hakkı Paşa’nın 34-35 yaşlarında İslam dünyasında kadın haklari ile ilgili görüşleri ilerici bir Türk vatan evladına yakışır şekildedir ve eseri okuyunca kendisine büyük bir saygı duydum. David Fromkin Barışa Son Veren Barış adlı Ortadoğu’nun nasıl paylaşıldığını anlattığı eserinde İngilizlerin 1914-1918 yılları arasında Ortadoğu cephelerine Türkler ile savaşmak için 2,5 milyon asker sahaya sürdüklerini ve 1918 sonrası dönemde ise Büyük Harp’te elde ettikleri coğrafyalari elinde tutmak için 1 milyon işgalci asker görevlendirdiklerini ve Ortadoğu’da bulundurduğunu bu eserde yazar. Teşkilat-ı Mahsusa’nın ilk başkanı, Enver Paşa’ya yakin isimlerden ve Irak’ta Basra’da İngilizlere karşı kuvvetçe az olan Osmancık Taburu ile destansı direnişler yapan ve Şuayyibe Muharebelerinde yaralanmasına rağmen sedye ile Rota Muharebelerinde ordusunu yönetmek için katılan ancak muharebe kaybedilmekte olduğu sırada girdiği manevi bunalım ile 29 yaşında iken Irak’ı savunan ordunun başındaki olup beylik tabancası ile yaşamına son veren Süleyman Askeri Beyin kahramanlığını Süleyman Tekir’den okudum. Kazım Karabekir Paşa’nin İttihat ve Terakki Cemiyeti, İstiklal Harbinde Enver Paşa ve İttihat Terakki Erkàn-i adlı eserleri ve Prof. Dr. İlber Ortaylı hocanın Bir Ömür Nasıl Yaşanır? adlı eserinde okunmasını önerdiği 25 kitap arasında bulunan ve Prof. Dr. M. Tayyip Gökbilgin’in Milli Mücadele Başlarken adlı eserinde son Padişah Vahdettin’in acizliğini, çaresizliğini, Mustafa Kemal Paşa ve başında bulunduğu Milli Hareketi, Birinci Dünya Savaşı’na girerken yönetimde etkin olan İttihatçı liderlerden bir farkının olmadığını ileri sürerek hain ilan etmesini; soylu atalarına yakışmayacak bir tavır alarak tarihe kara bir leke olarak geçme nedenlerini ve dönemin İzmir ve Manisa valilerinin İzmir’in 15 Mayıs 1915’te işgal edilmesi sırasında direnen ordu mensuplarını cezalandırmalarını, bu yüzden dönemin Manisa Valisi Hüsnü Bey’e Kuvay-i Milliyecilerin haklı nedenler ile Hüsnüyadis ismini takmalarını bu eserde okudum. Türkçülük fikrinin önde gelen isimlerinden Gaspıralı İsmail Bey, İslamci cenahın ve İmparatorlugun 1908 İhtilàli sonrası hızlı çöküşünden İttihat ve Terakki ile Türkçülük yapanları sorumlu tutanlara şu cevabı verir: “ Türk milliyetçiliği Osmanlı’da Sırp ve Yunan milliyetçiliğinden 90-100 yıl sonra; Bulgar-Romen- Karadağ milliyetçiliğinden 40-45 yıl sonra, Arap-Arnavut-Ermeni milliyetçiliğinden 15-30 yıl sonra doğmuştur. Tarihçi Bernard Lewis’te Modern Türkiye’nin Doğuşu adlı eserinde Jön Türklerin ortaya çıkış sürecini anlatırken ve 1908 Hürriyeti’nin İlanı’nın ardından cevaplanması gereken en zor sorunun ülkede mevcut sınırlar ve bu sınırlar içerisindeki nüfus varlığının “Osmanlı mı, İslam mı yoksa Türk mü?” olduğu sorusu olduğunu yazmıştır. Yakın gelecekte ülke sınırlarının, ulusal ve uluslararası siyasetinin, eğitim ve kültür politikalarının cevabının buna göre şekilleneceği tarihin akışı içinde ortaya çıkacaktı. David Fromkin ise Barışa Son Veren Barış adlı eserinde Bolşevik Devrimi’ne ve Lenin’e değinir. Lenin’e göre Sanayileşme sömürgeci dönemden Emperyalist döneme geçtiği için bu durum 1. Dünya Harbi’ne yol açtığı, ve yine “ Sanayi Devrimi’nin Emperyalizm aşamasına geçmiştir” gibi bir çıkarımda bulunur. Ancak David Fromkin’e göre ise 1. Dünya Harbi ve bu harpte ülkelerin maddi, manevi ve insan kaynaklarını tüketmeleri savaşın son yılında, sonlara doğru emperyalist aşamaya getirmiştir: Örneğin; Ortadoğu’da Filistin, Irak ve Suriyeyi kaybetmekte olan Osmanlı Devleti, Çarlık Rusya’sının Ekim Devrimi nedeniyle 1917 sonlarında boşaltmış olduğu geniş Kafkasya topraklarını ve eski Rus sınırının olduğu bölgeler ve topraklar artık savaşın sonlarında
kapanın yani elde edenin elinde kalacaktı. Bu nedenle Osmanlı, İngilizler ve Almanlar arasında Bakü’ye ulaşmak için büyük bir yarış ve rekabet başladı. Enver Paşa içerisinde Alman subay ve erlerin yer almadığı bir Kafkas İslam Ordusu kurdu ve başına da kardeşi Nuri Paşa’yı tayin ederek Almanlardan ve İngilizlerden önce Bakü’ye ulaşmalarını emretti. David Fromkin’e ve yukarıda sözü geçen kitabında yazılanları göre Lenin yanılmıştı: Birinci Dünya Savaşı emperyal aşamaya geçmişti. Şevket Süreyya Aydemir’e ilham veren cennetmekân Enver Paşa’yı Hazar Denizi’nin karşısına atan ve Tacikistan’da Pamir Dağı eteklerinde mensubu olduğu İslam ve Türk milletini uyandırmak için 4 Ağustos 1922 bir Kurban Bayramı sabahı Kızılordu’ya başkaldırmış olan Basmacılar Harekatı’nı mitralyöz kurşunları ile kanla bastırdığı Doğu Türklerini 1920’lerin başından 1990’lı yıllara kadar esarete mahkum eden ve şehadetinden sonra Paşa’nın özel eşyaları ile kıyafetlerin Moskova’da müzeye götürüldüğü ve naaşının Tacikistan’ın Pamir Dağı eteklerinde Balcevan Bölgesi’nde Abuderya Köyü’nde 1996 yılına kadar türbe olarak ziyaret edildiği ve 1996 yılında Türkiye Cumhuriyeti devlet kararı ile mezarının açılıp naaşının alınıp uçakla İstanbul’a getirilmesi için bir ekip gönderilmesi Şişli’de sekiz imamın kıldırdığı cenaze namazının ardından silah arkadaşlarının yanına Abide-i Hürriyet Tepesi’ne gömülmesine giden süreç bana nasıl ki Kafkas Cephesi’nde 18-19 yaşlarında yedek subay iken yaralı olarak istirahat ettiği sırada bu hayal kavramınının hikayesini okuyup “ İstanbul’da hayal ettiği Turan’ı Doğu’da ararken” Aydemir isimli doktorun bir hayal kahramanı ve Turan’ın uzak bir ülke olduğunun bilincinde olmasına rağmen soyadı kanunu çıktığında kendine “ Aydemir” soyadını seçen Şevket Süreyya ile Doğu ve Kuzey Türkleri’nde Enver Paşa’nın şehadetinin ardından birçok ailenin doğan erkek çocuklarına Rusya Türklerinin uzun bir süre İsmail Enver adını vermeleri hayal ile gerçeğin iç içe geçtiği ve birisinin doktor, diğerinin asker; Mufide Ferit Tek’in aydın subay olan babasının Şevket Bey’in Libya’da sürgün yıllarında kızını göndermiş olduğu İtalyan okulundaki ve daha sonra Jön Türklerin Paris’teki lideri Ahmet Rıza Bey’in yanına gönderip Versailles Lisesi’ndeki eğitimindeki Hristiyan teolojosi ile ilgili aldığı derslerinde etkisi ile bu romanda Hz. İsa gibi silahı olmadan direnen, türlü acılara katlanan bir kahraman olarak yaratmış olduğu Doktor Aydemir karakteri silahsız olarak savaşan bir asker olarak kimi zaman Enver Paşa ve maiyetindeki subayların yaşam öyküleri ile iç içe geçerken; kimi zamanda kabına sığmayan, daima cesur, daima dinamik, daima çalışkan olan Enver Paşa Orta Asya Türklerini bir asker olarak o dönem kurtaramamış olsa da; o dönem için kimine cesur, kimine göre çok fazla cüretkâr olarak çıktığı ve kurtarmaya gittiği çağdışı 1920’lerinin Hive ve Buhara Hanlıkları’nın kalıntıları ile Basmacılar Harekatı’nın lideri Lakay İbrahim 1921 yılı sonlarında Buharaya varan Enver Paşa’yı kendisini iki ay gibi bir süre Padişah damadı olduğuna ihtimal vermediği için hapiste tutar, türlü sınavlardan ve engellerden geçmeye çalışan Enver Paşa bu hayal kahramanının yerine geçer gerçek yaşamda.
Son derece mühim olan zamanı Paşa baştan kaybetmiş olur. Çar Rejimi’nin asimilasyon ve cahil bırakma politikaları ile tutucu bir karanlığa teslim olmuş olan Hive ve Buhara Hanlıkları ve Enver Paşa’nın Doğu Türklerini kurtarmak için başına geçmiş olduğu Basmacılar, kendisi de ilerici olan Enver Paşa’yı ve Enver Paşa gibi mensubu olduğu dini islam topluluğunu aydınlatmaya çalışan gençleri “ Ceditçi” yani ilerici olarak kabul ediyor ve diri diri asıyordu bu insanları. Aydemir romanında Önsöz’de belirtildiği üzere Rusya esaret altında olan Türkleri savaşlarda en ön saflara sürüyor, onları Rus devletinin sahip olduğu imkanlar ile üstün teknoloji, silah, bilim ve mantıkla eziyordu. Müfide Ferit’in bu romanı 1918 yılı başlarında yazmış olması, Enver Paşa’nın kitabın nüshalarını okuma yazma bilen askerlerin okumaları için alel acele cepheye göndermesi ve kitabın yayınlanmasının ardından geçen 4,5 yılın ardından Enver Paşa’nın Türkistan’da şehit olmasını kader ile ve belki kutsal bir davaya, bir millete adanmışlık ile, bir insanın önemli karar anları geldiğinde bütün hayatını ortaya koyması ile açıklayabiliriz belki. Enver Paşa’dan iki yaş büyük olan ve 1879 doğumlu olup Harp Akademileri’ni aynı sınıfta okuyan ve 1903’te Harp Akademileri’nden mezun olduklarında üç yıllık not ortalaması ile Enver Paşa’nın bir sıra önünde Harp Akademileri’ni birinci olarak Hafız Hakkı Paşa Almanya’ya 1914 Eylül’ünde silah almak için görüşmelere gittiği ve Avrupa’dan almış olduğu iki not defterine tutmuş olduğu Sarıkamış Günlüğü adlı günlüklerinde tarihe şöyle not düşer: “ Rusya ile yapılacak olan Doğu’daki savaşı biz kazanırsak bütün Doğu Türkleri esaretten kurtulacak, aksi halde ise Doğu Türkleri’ni uzun bir esaret bekleyecek” sözü adeta Doğu Türklerinin on yıllarca süren karanlık günlerini haber vermektedir. Gerek Rus Çarlığı’nın Rusya Türkleri’ni, gerekse Lozan Antlaşması şartlarına uymayan Yunanistan Batı Trakya Türkleri’ne tarihte birçok defa tutucu, eğitimi ve temsil kabiliyeti düşük ve o ülkede liderliğini temsil ettiği halkı egemen ülkenin sistematik politikaları gereği cahil bırakacak kişileri Müslüman Türk nüfusuna Müftü olarak atamaktadır. Kahramanımız Aydemir ve Enver Paşa’da ilerleme yolunda bütün vasıtaları elinden alınmış işte böyle bir halkı esaretten kurtarmak için yola çıkar. Türkçülük fikir akımının önde gelen siması ve 1851 yılında Kırım’in başkenti Bahçesaray’da doğan bir Tatar Türkü olan Gaspıralı İsmail Bey Türk dünyasının bir bütün olduğuna inanmıştı. “ Dilde, fikirde ve işte birlik” sözüyle Türk halkları arasındaki birlikteliğin temel ilkelerini ortaya koyan ve 1883’ten itibaren çıkarmaya başladığı Tercüman Gazetesi ile bütün dünya Türklerinin anlayabilceği ortak ebedi bir dil oluşturmaya çalışmış, Çarlık Rusya’sının Türkleri geri bırakma politikalarını gözlemleyerek Kırım’da ve Kazan’da beş bin civarında okul açmıştır. Gaspıralı İsmail Bey’in çalışmaları sonucu 20. yüzyıla girerken Rusya’daki Türk kadınlarının okuma-yazmayı bilme oranı ilk kez, Rus kadınlarının okuma yazma oranlarını geçmiştir. ( Kaynak: Necip Hablemitoğlu, Gaspıralı İsmail ) Sonuç olarak Müfide Ferit’in yarattığı hayal kahramanını ve ondan etkilenip yaşamını bütün bir milleti, mensubu olduğu inancın kardeşlerini her türlü geri kalmışlıktan ve cehaletten kurtarmaya yaşamlarını feda eden isimli ve isimsiz kahramanı saygı ve hayranlıkla yad ediyoruz. Okuduklarımızdan ve tarihten çıkarılacak ders şudur ki; bir milletin tarihi yirmi beş yıl, yarım asır veya bir asır sonra yazılmaz. Milletlerin tarihi hergün ve her sabah yeni baştan yazılır. İlerleme yolunda toplumlar ancak bu bilinçle diğer milletler ile yarışabilir ve bu yarışta var olabilir.