“ Benim anılarım, hayaletlerle dolu bir galeridir. Benim hayatım bütün hayatlardan oluşmuş bir hayattır. Bir şair hayatıdır.” Bu cümleler ile başlar 20. yüzyılın en büyük şairlerinden biri olan Şili’li Neruda anılarına. Çocukluğunun ve ilk gençliğinin soğuk gecelerine, ailesi olan ilişkilerine, ilk şiirlerini yazdığı okul yıllarına ve bir sömürge ülkesinin anılarında kalmış tozlu sayfalarına. Şili’li demiryolu işçisi bir baba ve öğretmen bir annenin çocuğudur. Annesini küçük yaşta kaybeder ve babası şair olmasına sıcak bakmaz. Çek şair Jan Neruda’nın isminden etkilenerek takma Pablo Neruda ismini seçmiş ve dergilere daha okul yıllarında yazılar yazmıştır. Yaşadığı kırsal bölgede gençlik yıllarında birgün yolunu kaybeder ve bir akşam Fransız asıllı üç kız kardeşe konuk olur evlerinde ve okuduğu kitaplardan söz edince yerel halktan görece daha entelektüel insanlar olan bu kız kardeşler Neruda’nın okuduğu kitaplardan etkilenirler. Başkent Santiago’da geçirdiği üniversite yılları açlık, yoksulluk ve sefalet içinde geçer ve çoğu akşam yatağa aç girdiğini ifade eder. Santiago'daki Şili Üniversitesi'nde Fransızca ve pedagoji okur. 1927-1935 arası Şili hükûmetinin elçisi olur ve Burma, Seylan, Java, Singapur, Buenos Aires, Barselona ve Madrid'te görev yapar uzun yıllar boyunca. Uzak Doğu’daki yılları şairin esasında çok yalnız olduğu yıllardır ve kendisine musallat olan saplantılı aşıkları olduğu gibi kendisininde aşık olup evlendiği yıllardır. 1935’li yıllardan itibaren Madrid’de görev yapmaya başlar ve İspanyol İç Savaşı’nın ayak seslerini yakından duymaktadır. İç savaş sonrası İspanya’yı kırk yıl yöneten Franco’nun adını ilk kez nerede duyduğundan ve ne hissettiğinden söz eder. İspanya’nın ülke dışındaki kolonizasyonlarında Franco adlı bir generalin Cumhuriyete karşı