Yahya Arslan

Yahya Arslan
@Alakusoglu_Arslan
Kendine iyi bak, bir daha hiçbir ana doğurmaz seni. ( Ahmet Arif )
Ay Demir ( Silahsız Asker, İnanmış Bir Adam )
10/10
·144 syf.··
2025 8. kitabı
Lisede edebiyat okurken Tanzimat edebiyatı, Serveti Fünun edebiyatı ve Milli edebiyat gibi kavramları benim kuşağımda herkes en az birkaç kez öğretmenlerimizden duymuşuzdur. Müfide Ferit Tek’in eşi Ahmet Ferit Bey ile beraber Sinop’ta sürgünde iken Birinci Dünya Harbi’nin sonlarında 1917 yılında yazmaya başladığı ve 1918 yılında eşi Ahmet Ferit Bey Ukrayna’da Kiev Konsolosluğunda görevli iken yayınlanan bu kitap Osmanlı İmparatorluğu dağılma sürecinde iken, milli benlik inşası çalışmalarına epey geç kalmış olan Türk unsurunun savaşının ancak sonuna yetişen “ İncil”i gibi kutsal bir metin sıfatı ile tanımlanmış bu eser. Halide Edip Adıvar ve Mufide Ferit Tek, 2. Meşrûtiyet sonrası ortaya çıkan Milli Edebiyat akımının en güçlü kalemlerinden ve her iki aydında dönemin şartlarına göre ileri bir eğitim görmüş insanlar. ( ABD’de Yale Üniversite’nde ders vermiş olan Halide Edip Adıvar daha ileri bir eğitim görmüştür.) İttihat Terakki Cemiyeti, Enver Paşa ve 19. yüzyıldan 20. yüzyıla yani Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılışından Cumhuriyet’in kuruluşuna ve bugünlere nasıl geldiğimizi anlatan birçok eser okudum, okumaya devam ediyorum. Bundaki niyetim ve amacım bir milletin ölüm ve kalım savaşını derinlemesine anlamak, mesleğimde yetkin olmak ve ülkeme karşı vatandaşlık ve vefa borcunu yerine getirmek. Aydınlamama katkı sunan birkaç eseri ve bu eserlerde okuduklarımla ilgili bazı notları paylaşacak olursam örnek olarak: Bernard Lewis Modern Türkiye’nin Doğuşu, Niyazi Berkes Türkiye’de Çağdaşlaşma, Şevket Süreyya Aydemir Makedonya’dan Orta Asya’ya Enver Paşa ve Suyu Arayan Adam, Jean Paul Roux Türklerin Tarihi: Pasifik’ten Akdeniz’e 2000 Yıl, İlber Ortaylı İ̇mparatorluğun En Uzun Yüzyılı, Osmanlı İmparatorluğu’nda Alman Nüfuzu, Yakın Tarihin Gerçekleri, Gazi Mustafa Kemal
Ay DemirMüfide Ferit Tek · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022693 okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Ortadoğu Büyük Harp’te Nasıl Paylaşıldı?
10/10
·542 syf.··
2025 2. kitabı
Eser öncelikle Ortadoğu’nun sınırlanından söz eder. Bugunki Arap Yarımadası, Mısır, Türkiye, İran, Afganistan, Türk Cumhuriyetleri ve Hindistan’a kadar olan bölgeyi Ortadoğu olarak tanımlar. 19. yüzyılda İngiltere ve Rusya İmpratorluklari arasında bu coğrafyada geçen rekabeti ise “ Büyük Oyun” diye tanımlar. 1914-1918 arası İngilizler Ortadoğu cephelerine 2,5 milyon asker sürerler. Savaştan sonra ise terhis olan askerleri dışında 1 milyon isgalci güç bulundururlar. Fransa ve İngiltere’nin harp yılları boyunca 1914-1918 arasında Ortadoğu’yu nasıl paylaştığını başta Sykes-Picot gibi diplomatlar olmak üzere İngiliz, Fransız, Türk, Arap, Yahudi ve İranlı önde gelen aktörleri, Rus devrimi önderlerini ve ABD’yi savaşa sokan Başkan Wilson da dahil olmak üzere birçok ülke ve önde gelen aktörünün politikalarını da ele alarak bölgedeki paylaşımın ne şekilde yapıldığını eser ele alıyor. Siyonizmin ortaya çıkış süreci, Arap milliyetçiliğinin aktörleri, Rus devrim önderlerinin 1. Dünya Harbi’ni nasıl yorumladıkları, 1. Dünya Harbi bittiğinde Irak, Afganistan, Mısır vb Ortadoğu ülkelerinde ortaya çıkan isyan girişimlerinin neden bir kısmının başarılı olamadığını ve Mustafa Kemal ile Anadolu Hareketi’ne Batılıların bakış açısını ele alıyor. Özetle 19. ve 20. yüzyılın ilk çeyrekleri dünyada paylaşım savaşlarının olduğu zaman dilimleri. 21. yüzyılda da Ortadoğu’da yeni bir paylaşım dönemi ve sınırların çizimi söz konusu. O dönemde hangi halkların bağımsız olacağına ve devleti kuracağına karar verildiği bir süreç yaşanıyor. 7 Ekim 2023 Hamas İsrail Savaşı sonrası bölge yeni durumlara ve olaylara açık hale gelmiş bulunmakta. Benzer bir süreç yaşandigini eserden hareketle gözlemliyorum.
Barışa Son Veren BarışDavid Fromkin · Epsilon Yayıncılık · 2013129 okunma
Kahrolsun İstibdat, Yaşasın Hürriyet.
Puan vermedi
Zülfü Livaneli, Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti ve Jön Türklerin sürgünleri, cezaevini, ölümü göze alarak 1889’da Mektebi Tıbbiye’de 7 kişinin kurmuş olduğu İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin faaliyetleri sonucu 23 Temmuz 1908’de ilan edilen 2. Meşrutiyet Yönetimine karşı gericilerin 31 Mart Ayaklanması olarak tarihe geçen ve 13 Nisan 1909’da İstanbul’daki avcı taburları, medrese sofralarının kışkırtmaları sonucu bazı mektepli subayların katline neden olan gerici başkaldırı sonrası Edirne, Selanik ve Manastır gibi şehirlerde 2. ve 3. orduların subaylarının Meşrûtiyet Yönetimini ayakta tutmak ve gerici ayaklanmayı bastırmak için kurmuş oldukları ve Mustafa Kemal’in de adını vermiş olduğu “ Hareket Ordusu”nun İstanbul’a gelerek bu ayaklanmayı bastırması ve sorumlularının idam edilmesi ile sonuçlanan ve ülkeyi 1878’den 1908’e kadar otuz yıl boyunca hafiyeleri sayesinde istibdat ile yöneten 2. Abdülhamit’in tahtından indirilip kardeşi Mehmet Reşad’ın padişah yapılması ile neticelenen ve sonrasında 2. Abdülhamit ve ailesinin İstanbul’da kalmasına izin verilmeyip Selanik’e sürgün edilmesi ile neticelenen tarihi olayları ve bu yaşlı ve yorgun padişahın Selanik’teki sürgün günlerini, yine bu şehirde kendisine doktor olarak görevlendirilen Atıf Hüseyin Bey’in Hatıraları’ndan yola çıkarak romanlaştırmış. Roman kurgu olarak başarılı diyebiliriz. Romana konu olan şahsiyet konu olarak doğru seçilmiş çünkü toplumun farklı görüşlerinden insanların okuyup üzerinde farklı sonuçlar çıkaracağı bir döneminde baş aktörlerinden birisidir. 2. Abdülhamit Türkiye’de çok tartışılan ve tarihsel olarak derin köklerle bölünmüş bir ülkede kimilerinin göklere çıkardığı ve kimilerinin yerin dibine soktuğu bir adam. 30 yıl boyunca ülkeyi yöneten sevenleri olduğu gibi ondan nefret edenleride olan
Kaplanın SırtındaZülfü Livaneli · İnkılâp Kitabevi · 202215,5bin okunma
Puan vermedi·496 syf.··
2024 17. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 05 Kasım 2024 22:13
Rus edebiyatın destansı bir roman serisini bitirdim. Yazar Rusya’da Don ve Dinyeper nehirleri arasında yaşamış olan ve geçmiş yüzyıllarda Stenka Razin, Pugaçev gibi ünlü isyancılarla Rus çarlarına isyan edip eğitimsiz Rus köylüsünü de kolaylıkla yanına alan ve geçmişten 20. yüzyıla isyankâr bir halk olan, savaşçı Kazak halkını ve onların yaşamlarını tanıtarak romana başlıyor. 1914 öncesi Rusya’yı, dünya savaşında Rus toplumunu ve köylüsünü, ihtilali, Don Kazaklarının Beyazlar ve Kızıllar arasında kalma ikilemiyle beraber, ayrı bir devlet kurma mücadelesine atılmalarını ele alıyor. Roman her yönüyle destansı bir eser. İlk cildini 23 yaşında yazmış Şolohov ve eleştirmenler inanamamışlar. Doğayı, insanı, yaşamı, savaşı, ölümü, aşkı, umudu ve insanın küçük bir umudun peşinden gitmesini bu kadar güzel anlatan bir romancı çok az okudum. Bu romanı ve Kazakların yaşamını okurken sanki Don nehri kenarında bir halkın hayatını değil de Anadolu’da Kars’ta ve Erzurum’da bir köyde hissettim yer yer kendimi. Aslında toplumların ve insanların bir birlerine pek çok yerden benzediğini ve sevinçlerin, hüzünlerin ve yaşamların ne kadar benzer olabileceğini anladım. Mihail Şolohov yazar olarak Yaşar Kemal’in de en çok etkilendiği isimlerden birisi. Bu romanı okurken aslında Yaşar Kemal’i ne kadar derinden etkilemiş olduğunu şimdi daha iyi anladım. Yaşar Kemal İnce Memed’i, Anadolu’yu , Türk insanını anlatırken ve Bir Ada Hikayesi roman serisinde savaşlardan, ölümlerden ve kırım’lardan sağ kalanların bir adada yeniden hayata tutunmalarını bize aktarırken Durgun Don romanlarından çok fazla etkilenmiş belli ki. Kafkas cephesini ve orada savaşan insanların hikayelerini anlatırken aslında Şolohov’un romanlarındaki askerlerin, Kazak kadınları ve erkeklerinin umutlarını ve hayalkırıklığını
Durgun Don - Cilt 4Mihail Şolohov · Yordam Edebiyat · 2021879 okunma
10/10
·520 syf.··
Beğendi
·
2023 28. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 15 Aralık 2023 22:19
MIT’de İktisad Profesörü olarak görev yapan ve dünyanın en etkili ekonomistleri arasında gösterilen Sn. Acemoğlu’nun Ulusların Düşüşü ve Dar Koridor kitaplarının ardından okumuş olduğum üçüncü eseri İktidar ve Teknoloji. Diğer ilk iki kitaplarını İngiliz iktidadçı James Robinson ilke beraber yazmışlardı. Bu kitabı ise IMF Eski Başkanları’ndan Simon Johnson ile birlikte geçmişe dayalı 20 yıllık araştırmaların ürünü olarak yazıyorlar. Ama tabi kitaba katkı veren birçok ekonomist ve uzmanın isim listesi kitabın son bölümlerinde bir teşekkür ile paylaşılıyor. Kitabın araştırma konusu geçmiş bin yılda Avrupa ve Dünya Tarihi’nde önemli olan üretim teknolojilerindeki gelişmelerin izini sürerek teknolojik gelişmelerle beraber ortaya çıkan üretim artışı dönemin hakim güçleri olan kişi ve kurumlar ile, iş dünyasının en üst katmalarından toplumların orta ve alt sınıflarına doğru bir gelir ve refah artışı yaratıp yaratmadığının izini sürmekte. Ortaçağ’da Avrupa’da pulluk ve yel değirmenlerinin tarımsal üretim artışı ve Çin’deki tarımsal üretimdeki artışlar neden toplumun tüm katmanlarına yansımadı? Acemoğlu ve Simon Johnson İktisad Tarihi’nin her döneminde teknolojik gelişmelerde ve üretim artışlarında öncü kişi ve kurumların hakim bir vizyon belirlediğini tarihten somut örneklerle öne sürüyor. Örneğin; Ortaçağda Avrupa’da tarımdaki üretim fazlası ve toplanan ek vergiler köylülerin ve üretimde payı olan emeğin refah paylaşımında birşey elde edemediğini ve kaynakların aristokratlar ve kilise aracılığıyla katedraller yapımına harcandığını delilleri ile bize gösteriyor. Sanayi Devrimi’nin 11. ve 17. yüzyıllar arasında Akdeniz havzasında ülkeler ve Çin’den ileri ve zengin olmayan İngiltere’de ortaya çıktığının izlerini sürüyor. 11. yüzyılda İngiltereyi işgal eden Normanlar feodal
İktidar ve TeknolojiDaron Acemoğlu · Doğan Kitap · 2023201 okunma