Puan vermedi·156 syf.··
2025 184. kitabı
·
31 saatte okudu
·
Okunma: 28 Eylül 2025 21:35
Yıllar önce kurşunî bir Ankara sonbaharında… kaldırımlar ıslak, ağaçlar yapraksız, üşüten bir rüzgar…Ankara’nın İstanbul’a en çok benzediği demler… Karanfil Sokak’taki dost kitap evinden Aynanın Tarihi isimli bir kitap almıştım kelepir reyonundan. Yıllarca okunmayı bekledi o kitap. Yıllar sonra pandemi sürecinde o imkân bulundu ve ele alındı kitap ardında onlarca altı çizili satırla birlikte. Aradan sanırım İngilizler “decade” dedikleri on yıllık süreç çoktan geçmişti bu okuma için. Ama barekallah istifademiz güzel oldu. Bu kitapta aynanın kadınlar tarafından bir tüketim nesnesi haline getirilmeden önce bir yüzleşme aracı olduğu söyleniyordu. Yani şöyle ifade edeyim: insanın içsel yolculuğunun başladığı bir liman, bir istasyon bir eşik görevi görüyordu ayna. İnsanın kendi yüzünü görebildiği, kendisi ile göz göze gelebildiği, güldüğünde veya ağladığında yüzündeki çizgilerin yapbozuna şahit olabildiği bir tanıklık imkânı idi ayna. Rönesans ile birlikte ayna resme girecek ve iki boyutlu olan resme bambaşka bir boyut getirecekti. Resmin içerisinde “resmedilen” ayna perspektift kuralları dışında kalan ve kadraja girmeyen (dekadraj) ayrıntıları resme nakşetmek için ayrı bir imkân sunuyor, zamanın içinde yer alan ama mekana sığmayan detayları insan zihniyle oynarcasına görünür olarak insana arz ediyordu. Bütün bunların Orhan Pamuk ve Beyaz Kale ile ne ilgisi olabilir ki? Sâde bir okur olarak Orhan Pamuk’un da ifade ettiği gibi çoğu zaman kitap okurken anlatılan hikâyeden ziyade, anlatılan hikâyenin bende nasıl bir hikâyenin hayaline dönüştüğü ilgilendirir beni. Birbirine tıpatıp benzeyen iki insanın bir masanın karşılıklı iki ucuna oturarak sabahlara kadar kendilerine dair hikayeler yazdığı hikâyede, hikayelerin karışması, hangi hikâyeyi kimin yazdığı ve kimin kime ait hikâyeyi okuduğu elbette karışacaktır. Orhan Pamuk dahi kitaba yazdığı “son sözde” bunu ifade eder zaten. İtiraf edeyim ben tâ başından beri hikâyeyi yazanın bir ayna karşısında yazdığından emindim ve kitabın sonuna kadar bu düşünce hayır bu inançla geldim. Orhan Bey’in kitaplarında, İstanbul’un gölgelerle süslü, fizikî koordinatların ötesinde yer alan, fizik ötesinde kaybolan ve düğümlenen sokaklarında hikâye anlatmayı çok sevmesi gibi, hikâyenin sonunu da fizik ve gerçeğin ötesine geçirip orada kaybolmaya terk ettiğini düşünüyorum. Anlaşılması zor bir cümle oldu sanırım. Yani hikâyenin sonunda bu iki kişi aslında tek bir kişi miydi diye soruyor insan. Fight Club filmindeki gibi. Bu kadar uzun yazdım çünkü yazmazsam etkisi çabuk geçecekti bende. Bu yüzden aynadan girdim, Fight Club’dan çıktım. Okumak gerekiyor sanırım. Yağmurlu sonbahar günlerinde İstanbul’un, taze demlenmiş kahve eşliğinde iyi gider.
Beyaz KaleOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202311,3bin okunma
·
175 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.