Bekle Beni ~ Zülfü Livaneli
Merhaba sevgili kitapseverler; Kitabı bitirdiğimde karmaşık duygular içine girdim. 68 dönemini ve o dönemdeki bir aşkı konu alan kitap, maalesef beklediğim derinliği bana sunmadı. Ben bir dönemin romanını okurken, sadece olayları değil, o dönemin kalp atışlarını da hissetmek isterim. Yani dönemi benimsemek isterim. Livaneli’nin akıcı diline ve güçlü cümlelerine rağmen, kitap benim için tarihsel bağlam, karakter derinliği ve inandırıcılık açısından eksik kaldı. Sanki bir an önce anlatım bitsin havasındaydı.
“Düşünce suçu” kavramı somutlaştırılmadan anlatılıyor, soyut betimlemeler (“Devlet görünmez bir eldi”) somut sahnelerle desteklenmiyor ve dönemin sosyal gerçeklerine aykırı detaylar (1968’de doğum odasında erkek bulunması) kitabın atmosferini zedeliyor bana göre.
Tüm bu eleştiriler aklımda şu soruyu bıraktı: Sizce bir dönem romanı, o dönemi anlatmak için ne kadar “göstermek” zorundadır? Tarihî bir arka plan sunmak yeterli midir, yoksa yazarın o dönemin ruhunu, acısını ve gerçekliğini sahne sahne işlemesi mi gerekir?
Herkese keyifli okumalar, sevgiyle