Bilim ve Hurafe Arasında Bir Aşk
Puan vermedi·160 syf.··
2025 21. kitabı
Uzun zamandır okumak istediğim ama bir türlü okumaya fırsat bulamadığım ve sonunda okuyup bitirdiğim bir kitaptan bahsetediğim, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç adlı eserine ilişkin inceleme yapmak istedim, bu inceleme kapsamında sadece okuyup da anladıklarımla kalmayıp, bu kitap ile alakalı olarak yapılan incelemelere ilişkin makalelelere de değineceğim, ülkemizin 1910 yılına yani İstabul’a gidiyoruz, bir hayal kursam halley kuyruklu yıldız dünyaya yaklaşıyor ve ve şehirde büyük bir panik, bu sefer de Eyvah dünyanın sonu mu geldi ? korkusu sarmış herkesi, işte burada yazar, bu büyük atmosferi yani bilinmeyene karşı duyduğumuz o kadim korkuyu söylentilerin gücünü bundan yaklaşık 100 yıl öncesinden yazmış, Hüseyin Rahmi Gürpınar. 1864-1944 arası yaşamış. Müthiş üretken bir kalem. İnanılmaz bir gözlem gücü var, İstanbul'un sokaklarını, insanlarını, o dönemin çalkantılarını sanki bir kamerayla kaydediyor gibi ama bunu yaparken mizahı hiç eksik etmiyor. Gerçekçi, hatta natüralist diyebilirim, Onun sanat anlayışı da önemli burada. Ahmet Mithat Efendi gibi halk için sanat diyor. Yani o Servet-i Fünun'un daha seçkinci "sanat için sanat" tavrından oldukça uzak. Yazarın en büyük isteği edebiyatı sokağa indirmek, halkı edebiyat ile aydınlatmak, cehaletle o batıl inançla tamamen savaşmak istiyor, bu yaklaşım da diline yansıyor, aslında o dilin içerisinde ağdalı süslü bir dil kesinlikle yok, kahramanlar kendi doğal ağızlarıyla konuşuyorlar, Sanki gerçekten o mahalle kahvesinden ya da kadınların gün toplantısından fırlamış gibi diyaloglar. bu sadece gerçeklik katmıyor. Aynı zamanda o karakterler arasındaki çatışmayı, gerilimi de besliyor ve okuması çok keyifli hale geliyor bu yüzden. Yazarın özel hayatında da ilginç şeyler var. Mesela "Cadı" romanı yüzünden Şabettin Süleyman'la yaşadığı o polemik bayağı ses getirmiş zamanında. Belki de o yüzden biraz çekildi Heybeliada'ya. Ömrünün son 30 yılını Heybeliada'daki köşkünde geçiriyor. Daha sakin bir hayat ve hiç evlenmemiş olması. Bunu da yazarlığına bağlıyor. "Evlenseydim üç roman bile yazamazdım" diyor, yani tamamen ömrünü yazmaya adamış. Şimdi romanın içeriğine gelelim, Şu meşhur Halley paniği. 1910 Mayıs ayı. Kuyruklu yıldız dünyaya çarpacak söylentisi yayılıyor ve bu sadece İstanbul'da değil, dünya genelinde bir korku dalgası yaşandığını söylüyor. Romanın ana motoru bu olay yani. Evet. Gürpınar bu gerçek olayı alıyor ve adeta bir sosyal deney alanına çeviriyor. Amacı sadece korkuyu tasvir etmek değil. O korku üzerinden toplumun reflekslerini göstermek. İnsanlar bilinmezlik karşısında y hurafelere sarılıyor. Cehalet nasıl yayılıyor? Söylentiler. O dönemin fısıltı gazetesi insanların nasıl ele geçiriyor. Gürpınar bunları müthiş bir ironi ile adeta bir cerrah gibi deşiyor. Hatta romanın önsözünde de ipuçları veriyor "İnsanlar en küçük bilinmezlikte korkuya kapılır. Bilmedikleri her şey onlara felaket gibi görünür" diyor. Bir de o çarpıcı uyarısı var: "İnsanoğullarının korktuklarından ziyade korkmadıkları şeylerden çekinin." Çok manidar. Asıl tehlike gökteki yıldız değil yerdeki cehalet ve korku tüccarları demek istiyor. romandaki İrfan Galip karakterinin yaptığı gibi ki o da aslında bilimi başta kötüye kullanıyor. Günümüz medyasının veya etkili kişilerin belirli konuları sürekli gündeme getirerek kamuoyunun ne hakkında düşüneceğini nasıl belirlediğini anlatıyor. 1910'daki Halley paniğiyle çok daha yakın tarihli hani şu 2012 Maya takvimi kıyamet söylentileri arasında bir paralellik kuruyor Gürpınar sanki yüzyıl öncesinden medyanın ya da işte kanaat önderlerinin bu gündem belirleme gücünü sezmiş gibi. İki ana karakter. Bir yanda İrfan Galip. Romanın tek erkek kahramanı. Zengin bir aileden geliyor. Batı eğitimi almış. Zeki, konuşması etkili ama biraz da tuhaf. Şöhret meraklısı. Başta bir kadın tarafından terslenince kadın düşmanı kesiliyor. Kısacası ilginç bir başlangıç noktası var karakterin. Ve bu Halley korkusunu kadınlardan intikam almak için bir fırsat görüyor. Konferanslar veriyor falan. Yani bilimi temsil ediyor gibi görünse de niyeti pek iyi değil başta. Karşısında ise Feriha Davut var. İşte o dönemine göre çok sıra dışı bir kadın karakter. Nasıl biri Feriha? Feminist düşüncelerle yetişmiş, özgür ruhlu, cesur, eğitimli. İrfan'a Halley hakkında bilgi almak için mektupla yazışmaya başlıyor. Yani Feriha bilime inanıyor, kadın haklarına değer veriyor ve İrfan'la entelektüel bir mücadeleye giriyor. Gürpınar onun fiziksel özelliklerini pek anlatmıyor Daha çok fikirleri ön planda. Sadece güzel olduğu belirtiliyor ama asıl vurgu Feriha'nın zekası, karakteri ve düşünceleri üzerinde. Bu bile o dönem için önemli bir tercih aslında. Güzellikten öte bir kadın portresi çiziyor. Ve bu mektuplaşmalar romanın kalbi gibi sanki. Kesinlikle bütün o büyük çatışmalar bilim mi, hurafe mi, akıl mı, korku mu, eski usul evlilik mi yoksa eşit bir ilişki mi, kadının yeri ne olmalı? Hepsi bu mektuplarda tartışılıyor. Ve bu süreçte İrfan da değişiyor. O baştaki kadın düşmanlığı falan. İşte Feriha'nın etkisi bu. O entelektüel ve duygusal alışveriş sırasında İrfan'ın katı tavırları yumuşuyor. Feriha onu dönüştürüyor. Adeta bu dönüşüm çok önemli. Ama roman sadece bu ikisinden ibaret değil. Yan karakterler de çok canlı. Mahalle kadınları, esnaf. Bedriye Hanım, Emine Hanım, Emeti Hanım gibi tipler. Onlar da dönemin İstanbul'unun nabzını tutuyor. Dedikodularıyla, korkularıyla, batıl inançlarıyla, o gündelik konuşmalarıyla bize o sosyal dokuyu hissettiriyorlar. Gürpınar onlar aracılığıyla da toplumsal eleştirisini derinleştiriyor. Yani kesinlikle İrfan'ın annesi Ferdane Hanım da var tabii. Hepsi bir bütün oluşturuyor. Peki bu zengin kadro ve olay örgüsüyle Gürpınar bize hangi ana mesajları iletiyor? En bariz olanı sanırım bilim ve hurafe çatışması. Kuyruklu yıldız olayı bunu göstermek için harika bir zemin hazırlıyor. Bu en merkezi tema akıl yürütmenin, sorgulamanın önemini sürekli vurguluyor. Ama sadece bu değil. Güçlü bir toplumsal eleştiri de var Cehalet, panik, evlilik anlayışı. Hem de nasıl cehaletin ne kadar yaygın olduğunu, paniğin nasıl bulaşıcı olduğunu gösteriyor. Dönemin katı evlilik anlayışını, kadın erkek ilişkilerindeki o çarpıklıkları hepsine hiciv oklarını yöneltiyor. Aydınları da eleştiriyor ama sanki İrfan Galip'in o bazen sıkıcılaşan konferansları.. Aydınların toplumu bilgilendirme çabasını gösteriyor ama aynı zamanda onların kibirini, zaaflarını hatta bazen işi şova dökmesini de eleştiriyor. Kendini aydın sananları da iğneliyor yani. Ve tabii Feriha karakteriyle gelen o feminist damar: kadının eğitimi, toplumdaki yeri, eşitlik arayışı. Bu o dönem için çok radikal sayılır. Hem de nasıl radikal? Feriha'nın evlilik şartını düşün. Yüzünü kıyamet anına kadar göstermeyecek. Bu sadece bir merak unsuru değil. İlişkinin temelini dış görünüşe değil zekaya, anlayışa dayandırma isteği, eşit bir başlangıç yapma arzusu. İrfan'ın da bu sürece dahil olmasıyla romanda erken dönem feminist bir bakış açısı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bütün bu ciddi konuları işlerken mizahı nasıl kullanıyor İşte Gürpınar'ın ustalığı orada. Sadece eleştirmiyor, güldürüyor da. Karakterlerin komik durumları, abartılı tepkileri, o ironik diyaloglar. Mizah hem eleştiriyi daha etkili kılıyor hem de romanı daha okunur, daha çekici hale getiriyor. 100 yıl sonra bile gülebiliyorsak sebebi bu. Dilde ise metin deyimler, halk söyleyişleri açısından inanılmaz zengin. Romandaki deyimler yer alıyor, Bugün belki unuttuğumuz ya da farklı anlamda kullandığımız ifadeler bulmuş. Mesela bir tartışmanın alevlendiğini anlatmak için "Bahis kızışmak" diyor ya da kandırılmak anlamında "dolaba düşmek" deyimi geçiyor. Bunlar sadece süs değil Karakterlerin düşünce dünyasını, kültürel arka planını, dönemin atmosferini yansıtıyor. Birkaç kelimeyle koca bir dünya çiziyor Gürpınar. Sadece deyimler de değil Halk edebiyatı unsurları da var değil mi? Mani, ninni gibi. Evet. Gürpınar sanki bir kültür aktarıcısı gibi. Mesela o kuyruklu yıldız paniği sırasında söylenen bir mani var romanda. "Kuyrukludur hocamız. Oluyor loncamız. Haydi durdursanıza patlayacak bombamız." Hem güncel hem mizahi. Çok iyi hatta Ninni örneği de ilginçti. "Pek yaramaz. Susmuyor ninini. Ne desem uyumuyor ninini. Kuyrukludan korkmuyor ninini." Annenin o anki çaresizliğiyle güncel korkusu nasıl iç içe geçmiş çok samimi bir an. Karagöz ve orta oyun etkisi de var sanki. Özellikle o mahalle kadınları arasındaki atışmalarda. Çok belirgin. Bazen doğrudan Karagöz'ün ters evlenmesine benziyor gibi göndermeler yapıyor. Bazen de diyalogların yapısı, o karşılıklı laf sokmalar, yanlış anlamalar. Tam bir Karagöz Hacivat atışması gibi. Mesela şu diyalog. "Hangi kuyrukluyu kaç tane istersen. Sokak dolusu var. Biz o sokaktaki kuyrukluları söylemiyoruz canım. Gökteki kuyrukluyu konuşuyoruz." Bu Gürpınar'ın Halk Tiyatrosunun dinamiklerini çok iyi bildiğini ve romanına ustaca yedirdiğini gösteriyor. Hem komik hem de karakterlerin dünyasını anlatıyor. Bir de Argo küfürler. Bunları da kullanmış. "Yezit, kah" demesi. Belki bugün kulağa sert geliyor ama o dönemin dilini ve sosyal ilişkilerini anlamak için önemli ipuçları. Hitaplar, dualar, beddualar da var. Tabii. "Ey hemşireler, kalfacım" gibi hitaplar. "Dostlar başından ırak, Allah selamet ver" gibi dilekler, dualar ya da kızgınlıkla söylenen "Hay yere batsın" gibi beddualar. Bunların hepsi anlatıya o döneme özgü bir samimiyet, bir tat katıyor. Dil Gürpınar için yaşayan bir organizma gibi. Sonuç itibariyle toparlarsam "Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç" 1910'lardaki bir kuyruklu yıldız paniğini alıp bilimle hurafeyi, akılla korkuyu çarpıştıran, cehaleti, toplumsal cinsiyet rollerini, evlilik kurumunu keskin bir mizahla eleştiren ve bunu yapan da dönemin dilini, halk kültürünü çok ustaca kullanan katman katman bir roman. Gürpınar'ın dehası da burada yatıyor zaten. Bu kadar farklı temsel düşünce, toplumsal eleştiri, o filizlenen feminist fikirler, mizah, bu kadar akıcı, canlı ve halkın içinden bir dille bir araya getirebilmesi inanılmaz. Acaba günümüzde, bizim çağımızda hangi yaygın korku, hangi teknolojik takıntı veya toplumsal çılgınlık modern bir Hüseyin Rahmi'nin kaleminde benzer bir romana dönüşebilirdi? Bu eski romanın bugünün dünyası hakkında bize hala neler fısıldadığını fark edebiliyor muyuz? İşte bu da üzerine biraz kafa yormaya değer bir soru.
Edebiyat & Roman
Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaçHüseyin Rahmi Gürpınar · Erasmus Yayınları · 201925,6bin okunma
·
176 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.