Kurtuluş eylem yoluyla değil acı çekme yoluyla gelecektir.
Dostoyevskiyi okuyan sıradan okuyucular genelde kitaplarında geçen ya da günlüklerindeki hayat görüşlerini ezberden söylemekle yetinirlerken üst okuyucu dediğimiz okurlar genelde kitap içindeki söylemleri aforizmaları ya da bir karakterin hayat hakkında söylediği lafları önce kitap bağlamında anlamaya çalışıp metnin hazzına varırken sonrasında kitap dışında daha içe dönük anlamaya çalışıyorlar. Aksi taktirde Dostoyevskiyi anlamak ya da Dostoyevski üstünden bugünü anlamaya çalışmak pek mümkün olmazdı. Yukarıdaki söz üstüne bir iki şey söylemem gerekirse eğer , ben kısa süreli kurtuluşların tabii ki eylem yoluyla geleceğine inanıyorum ama burada bahsedilen daha ileriye dönük .Buna örnek olarak Deniz Gezmiş verilebilir mesela ,önüne konan pişmanlık kağıdını imzalasaydı eğer hayatı kurtulabilirdi. Çünkü Deniz Gezmiş son sözünde “ölen bedenimdir fikirlerim yaşayacak” diyerek. Gerçek kurtuluş için canını hiçe saymıştır ve bir devlet otoritesinin 25 yaşında birisi tarafından nasıl yerle bir edildiğinin en net kanıtıdır. Ama bugün hala fikirleri yaşıyor. Bunu sadece sol olarak söylemek istemiyorum tabii sağdan ya da islamcılardan da bu tür örnekler var . Bu insan olma haysiyeti zaten ideolojiler üstü başka bir şeydir. Bunu sorgulayıp bu adamı kendimizden uzaklaştırmayıp, yabancılaştırmayıp kahramanlaştırarak soyutlaştırmadan bu konuya baktığımız zaman ve bunun bizdeki karşılıklarını bulup bunu gösterme cesareti bulduğumuz zaman, işte Dostoyevski’nin dediği kurtuluş gerçekleşmiş oluyor! . Deniz ki O büyük bir yangının ilk kıvılcımıydı.
Ya da bu sözleri Hristiyanlığın temeli olarak görebiliriz. İsa da insanlığın kurtuluşunun acıdan geçeceğine inanmış ve nitekim ölümü de bunun tamamen somut bir örneği olmuştu. Budaladaki baş karakterimiz Prens Mışkin (İsa’yı sembolize eder) ise Nastasya’yı ne ruhen ne de toplumsal olarak diriltemez bunun nedenini ise Tanrı’nın varlığını duyumsamadan şeytanın karşısında durulamaz diyerek özetlesek sanırım karakterler üzerinden yapılan bir inceleme de pek de yanlış olmaz. Çünkü Nastasya Filippovna’nın trajik yaşamı, günah ve ıstırabın iç içe geçtiği bir varoluşu simgeler. Onun hikâyesi, Dostoyevski’nin Hristiyan bakış açısıyla “acı yoluyla arınma” temasını açığa çıkarır. Ek olarak Mışkin’in dünyaya yabancı gibi duran sevgisi, aslında İsa’nın sevgisinin dünyevi bir yansımasıdır. Fakat bu sevgi, dünyada karşılık bulmaz; çünkü çoğu insan acıdan kaçmak, sadece zevki aramak ister. Sonuç olarak Acı çekmekten kaçmak yerine, onu kabullenmek ve başkalarının yükünü paylaşmak, insanı Tanrı’ya yaklaştırır. Gerçek kurtuluş da ancak bu yolla mümkündür.
#k:119433do Fyodor Dostoyevski