Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

Gerçekten Budala Kim?
8/10
·769 syf.··
2025 8. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 30 Ocak 2025 13:07
Fyodor DostoyevskiFyodor Dostoyevski ’nin yaptığı aynen bu; insanın iç dünyasını, toplumsal değerleri ve insan ilişkilerini bir ayna gibi yansıtıyor. Budala, yalnızca bir karakterin değil, tüm toplumun psikolojik ve ahlaki durumunu gözler önüne seriyor. Kitap boyunca, saf ve dürüst bir insanın dünyada nasıl karşılandığını görüyoruz. Peki, gerçekte budala olan kim? Toplumun genel kabullerine uymayan, içtenliğiyle herkesin dikkatini çeken biri mi, yoksa çıkarcı ve yüzeysel ilişkiler içinde kaybolanlar mı? Okurken beni en çok zorlayan şey, karakterlerin isimleri oldu. Prens Lev Nikolayeviç Mışkin sarışın adam, Rogojin kara saçlı adam, Lebedev ise her şeyi bilen memur kılıklı adam olarak aklımda yer etti. Keşke roman boyunca bu lakaplarla devam edilseydi. Böyle olsaydı takip etmek çok daha kolay olurdu. Ama isimler bazen tam, bazen kısaltılmış, bazen soyadıyla anıldıkça takip etmek giderek zorlaştı. İlk başta anlam veremediğim bu karmaşa, bir noktada kitabın dünyasının bir parçası haline geldi. Sonunda bir soy ağacı çıkarırcasına notlar alarak ilerledim. Kitap boyunca aşk, ahlak, suç, bilinçaltı, toplumsal çürümüşlük ve insan psikolojisi gibi pek çok tema işleniyor. Aşk, bu romanda tek bir duygunun adı değil; sayfalar boyunca değişerek şekilden şekle bürünen, farklı karakterler üzerinden yorumlanan bir kavram. İki kadını aynı anda sevmek mümkün mü? İşte Dostoyevski, bunu ve daha fazlasını Prens Mışkin’in gözünden bizlere sorgulatıyor. Bununla birlikte, Budala sadece bireysel bir hikâye değil, toplumsal bir çözümleme de sunuyor. Hayat, yalnızca bir kişinin ya da bizim düşüncelerimizden ibaret değil. Çoğu zaman, etrafımızdaki insanların kararları, olayların akışı ve toplumun değer yargıları bizi yönlendiriyor. Dostoyevski, psikolojik analizleriyle tam da bu noktaya ışık tutuyor: Her şey bizim elimizde
BudalaFyodor Dostoyevski · İletişim Yayınları · 201931,5bin okunma
10/10
·769 syf.·
Beğendi
·
2023 27. kitabı
Mevzu, Dostoyevski ve onun eserleri olunca Stefan Zweig in düştüğü müşkülatı çok daha iyi anlıyorum. Budala gibi bir esere inceleme yazmak ha. Hadi bakalım kolay gelsin, bana ve size. 1- Dostoyevskiyi tanımadan yapılacak her inceleme , muallakta kalmaya mahkumdur. İddialı mı oldu. Oldu. Ama doğrusu da bu. 2- Emile Michel Cieron , Burukluk adlı eserinde şöyle der. “ Bir yazarın kaynakları utançlarıdır; bunu kendinde bulmayan, ya da bundan kaytaran kişi, ister istemez aşırmaya, ya da eleştiriye yönelecektir”. Dostoyevskinin kaynakları ise utançlarıdır. O utançlarını anlatır. Tam bir melamet ehli sofuluğuyla. İğneyi kendine batırır. Çuvaldızı ise Katoliklere, sosyalistlere, nihilistlere, yabancı sermayeye daha doğru bir söyleyişle; Rusya’ya yabancı olan, dışarıdan empoze edilmeye çalışılan gayri milli unsurlara. Budala kitabını da böyle bağlayarak bitirir. 3- Budala’yı ikinci okuyuşum. İlki Ergin Altay çevirisi idi. 2.si ise Mazlum Beyhan çevirisi. Her ikisi de işinin ehli olsa da Mazlum Beyhan’ın çevirisi daha akıcı ve anlaşılırdır. 4- Budalamız , kitabın baş karakteri. Lev Nikoloyeviç Mişkindir. Her şeyden önce saf,temiz ,çocuksu yapısından dolayı alır bu lakabı. Lakin onu tanıdıkça ondaki mahatma _yüce Ruh_ u görüp,sevip, saygı duyup, ona hayran kalmamak elde değildir. 5- Bir meşhur Lev Nikoloyeviç daha vardır. Bilirsiniz. Lev Nikoloyeviç Tolstoy. Yazar Tolstoydan mı esinlenmiştir,yoksa ona bir gönderme mi yapıyordur. Emin değilim. Yalnız kitabın başında kısaca değinilen Nastasya Filipovnanın babasının tarifi tam da Tolstoyun Anna Karaninasında ki , Tolstoyun kendini betimlediği Levin karakterine çok benzer. İşin ilginçi Tolstoy Anna Karaninayı daha yazmamıştır. 6- Her kitabın bir ana caddesi ve bir de ara sokakları vardır. Dostoyevski göz kamaştıran Ana caddeden
BudalaFyodor Dostoyevski · İletişim Yayınları · 201931,5bin okunma
Puan vermedi·769 syf.··
2025 7. kitabı
·
169 günde okudu
·
Okunma: 07 Eylül 2025 18:31
Dostoyevski’nin Budala romanında yazarın amacı, saf ve iyi bir insanı tasvir etmek. Romanın başkahramanı Prens, çevresindekiler tarafından Budala olarak anılır.Bunun sebebi bencil olmayışı, iyilikten yana oluşu ve saf niyetle hareket etmesi.İnsanların bencilliği ve narsistliği karşısında anlaşılmaz bulunan bu iyilik, Prense Budala lakabını etiketlese de zamanla anlaşılmaya ve değer görmeye başlıyor. Romandaki karakterler, duygularını en uç seviyelerde yaşıyor.Nefret, aşk, öfke, kırgınlık vs. Karakterler her duygunun en yoğun halini ortaya koyuyor.Bu durum, günümüz toplumunun duygu yönetiminin tam tersi diye düşünüyorum çünkü bizler duygularımızı saklamaya eğilimliyiz. Oysa romanda duygular açık, sert ve abartılı bir biçimde yaşanıyor. Eserin en etkileyici bölümlerinden biri, İppolit’in ölmeden önce yazdığı mektuptur. Bu mektupta ölümün kaçınılmazlığı ve hayatın anlamsızlığı üzerine derin sorgulamalar yapan karakter, ölüm karşısında insanın inancı, umudu ve hiçlikle yüzleşmesi, romanın en çarpıcı pasajlarından birini oluşturuyor. Romanı okumayı düşünmüyorsanız da mutlaka o pasajı okumanızı tavsiye ederim. Roman, bana göre ağır ve zor bir dile sahip Dostoyevski, her karakteri ve her duyguyu ince detaylarıyla işlediği için benim sıkılıp ara verdiğim zamanlar oldu.Ben de romanı bitirirken araya farklı kitaplar sıkıştırmak zorunda kaldım. Buna rağmen, derin karakter analizleri ve güçlü duygusal yoğunluğu ile eşsiz bir eser olduğunu düşünüyorum.
İnceleme
BudalaFyodor Dostoyevski · İletişim Yayınları · 201931,5bin okunma
9/10
·785 syf.··
Beğendi
·
2023 76. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 14 Nisan 2023 02:36
Dostoyevski bu eserinde, sara hastası bir genç adamın merkezine yerleştirdiği bir dünyada dürüst ve açık bir insan olarak yaşamanın zorluklarına değinmekte ve toplumun ne kadar da iki yüzlü bir sistem üzerine dayanarak ayakta durduğunu gözler önüne sermektedir. Böyle bir dünyada dürüst olmak "budala" olmaktır.
BudalaFyodor Dostoyevski · İletişim Yayınları · 201931,5bin okunma
Puan vermedi·769 syf.··
2019 12. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 15 Mart 2019 13:13
Bazen bir yola çıkarken “budala”olarak başlayıp,biterken bir “abdal”olursunuz... 700 sayfalık bir yolculuğa çıktık seninle “budala”..Konuştuk seninle her sayfada..yolumuza anlayanlar çıktı anlamayanlarda ..Vazgeçmedik duruşumuzdan ..sen anlattın ben dinledim ..yüzyıl geçiyor insanlar bıraktığın yerde “budala”.. seninle ilk çıktığımda sıkmıştın beni biraz ama sayfa sayfa yol alırken içimizdeki “budala”gördüm ..sonra her yokuşta döküldükçe insanların yüzleri aslında hayatın ne çok kendini yüceltenlerin yavaş yavaş döküldüğünü gördük.. ben seninle bu yolculuğun sonunda şunu anladım ki ..bu yol bu kitap daha da gitmeli idi ..her yolculuk sayfasında bir farklı insan vardı seninle bu yolculukla bence “budala”sen bir kitap olarak kalmayacaksın ..bir çok insana bu yolcuğumuzu anlatacağım ..
BudalaFyodor Dostoyevski · İletişim Yayınları · 201931,5bin okunma
Puan vermedi·769 syf.··
2021 135. kitabı
Bu yılı da bu kitapla son verelim bakalım. "Budala" sen ne akmaz kokmaz bir aydınsın, sen nasıl bir etkisiz elamansın. Gücün, aklın, servetin böylesi bir erk verirken sana sen nasıl bir kaybedensin böyle. Budala...
BudalaFyodor Dostoyevski · İletişim Yayınları · 201931,5bin okunma
Puan vermedi·640 syf.··
Beğendi
·
2020 1. kitabı
·
28 günde okudu
·
Okunma: 14 Ocak 2020 17:47
* Bir insan aynı anda iki kişiye aşık olabilirmi ? * Sevdiğiniz birini elinizde aldıklarında tepkiniz ne olurdu ..? - Bence bütün kitaplarda olduğundan daha fazla sabır istenilecek bir eser .. 400. Sayfalara kadar pek bir sürükleyici yönü yok bence ama ondan sonra elinizden bırakamayacağınız muhteşem bir kitap özelikle kitap ;prens,aglaya ve natasya' ya tam olarak odaklandıktan sonra tam bir aksiyon filmi gibi geliyor insana .. bir yandan çabucak okuyup sonunu görmek isterken bir yandan da bitirip te elinizden bırakmak istemiyorsunuz .. Şu an içimde büyük bir boşluk var ..kimse kimseye kavuşmadı ve olan prens St.ye'oldu ...
BudalaFyodor Dostoyevski · İletişim Yayınları · 201931,5bin okunma
10/10
·769 syf.··
Beğendi
·
2019 13. kitabı
·
49 günde okudu
·
Okunma: 19 Ekim 2019 18:11
Dostoyevski’nin “Kumarbaz”dan sonra yazmaya başladığı ve 1868 yılında yayınladığı romanı “Budala” bize İsa’vari bir iyilik timsali olan Prens Mişkin’in hikayesini anlatır. Kahramanımız Prens Mışkin küçük yaşında öksüz ve yetim kalmış, babasının zengin bir arkadaşı tarafından okutulmuş, psikolojik rahatsızlığı nedeniyle yıllar boyu İsviçre’de bir dağ köyündeki klinikte yaşamıştır. Koruyucusunun ölmesi ve masraflarının karşılanmaması nedeniyle beş parasız St Petersburg’a dönmek zorunda kalan Mışkin kendini hiç bilmediği hareketli, heyecanlı, entrikalı bir dünyanın içinde bulur. Ama ilk kez gördüğü bu hareketli yaşama özenmek ve diğerlerine benzemeye çalışmak yerine, kendi ahlakından hiç ödün vermeyecek ve sürekli aşağılanması, kandırılması ve dalga geçilmesine karşın mutlak ve karşılıksız iyiliğin yeryüzündeki temsilcisi olmayı sürdürecektir. Prens Mışkin, yani “Budala”, Hz. İsa’nın yeryüzüne yansımış hali gibidir, yazarın deyimiyle “bütünüyle iyi bir insan”dır. Hristiyan öğretisine paralel şekilde Mışkin insanları yargılamaz, ayıplamaz, aşağılamaz; tersine herkesi sever, anlamaya çalışır ve affeder. Hristiyan azizleri gibi günahların ortaya çıkmasındaki rolünü sorgular, insanların günahlarını da üstlenir ve onlar adına bu günahların cezasını çekmeye talip olur. Ancak Prens iyilik ve doğruluk çıtasını o kadar ulaşılmaz bir noktaya çıkarmıştır ki, entrikanın ve dedikodunun hayatın tadı tuzu olduğu bu ortamda artık hiç kimsenin kendinden memnun olma imkanı yoktur. Romanın başlangıcında Prens Mışkin’in ağzından bir idam mahkumunun son dakikalarının tasviri, yazarın idamdan son anda kurtulmasının, yani o büyük travmasının müthiş bir betimlemesi olduğu gibi bu zamana kadar okuduğum en başarılı idam eleştirilerinden biridir. Romanın ilerleyen kısımlarında ortaya çıkan
1000Kitap
BudalaFyodor Dostoyevski · İletişim Yayınları · 201931,5bin okunma
Puan vermedi·704 syf.··
Beğendi
·
2021 47. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 20 Ocak 2021 01:31
Budala/ Fyodor Mihayloviç Dostoyevski Karakterleriyle ruhunuza tesir eden, iç içe geçen onlarca hayat öyküsü ve olayları ile başınızı döndüren, gerçeklik algınızı sorgulatan ve değer yargılarınızı tekrar tekrar irdeleten Dostoyevski, hiç şüphesiz Budala ile de bunları kusursuzca yaşatıyor bizlere. Belki de en çok Budala ile! Rus edebiyatının en sevdiğim özelliği belki de derin, uzun tahlilleri; hiç düşünmediğiniz, önemsemediğiniz her şeyi ince ince işlemesi. Dostoyevski ise bunu en iyi başaran yazarlardan. Her şeye dair düşünce akışını ilmek ilmek işleyerek, süreçlerini kalbinizde hissettirerek anlatıyor size. 19. yüzyıl Rusya'sında Petersburg ve Pavlosk ekseninde geçen romanımızın baş kahramanı Prens Mişkin. Sara hastalığı olan bu yüzden zaman zaman nöbetler geçiren , dünyanın belki de en doğru ve açık sözlü, iyi niyetli -saflığa varan derecede-, sıcak bakışlı, hoşgörülü, alçak gönüllü insanı Prens. Dostoyevski, Prens Mişkin'i kendisiyle özdeşleştirerek pek çok fikrini de aktarmaktadır. Roman, Prens Mişkin'in İsviçre'den Petersburg'a dönüş treninde başlar ve ilk anından son anına heyecanlıdır. Prens'in uzak akrabaları olan Yepançinleri ziyaretiyle başlayan Petersburg dünyasına girişi, her şeyin başlangıcıdır. Prens'in varlığı, duruşu, konuşmaları katıldığı her ortamda farklılığını ve iyi niyetliliğini ortaya koyar. İnsanlar da bunu "budala"lık olarak adlandırmaktan çekinmezler. Buna karşın Prens aslında özel ve farklı biridir. Onunla tanışan herkes bunun ayırdına varır ve bir şekilde Prens'in çekim alanına kapılır. Petersburg'taki ilk gününde cemiyetten pek çok kişi ile tanışan ve aralarına dönülmez bir biçimde dahil olan Prens birden olayların merkezinde bulur kendisini... Dostoyevski deneyimlediği pek çok şeyi Prens karakteri ile bize
1000Kitap
BudalaFyodor Dostoyevski · İletişim Yayınları · 201931,5bin okunma
7/10
·769 syf.··
Beğendi
·
2020 3. kitabı
Dostoyevski romanın temel düşüncesi olarak şunu söyler: “Niyetim bütünüyle iyi bir insanı anlatmak.” Peki yazar, Prens Mışkin ile bunu başarmış mıdır yoksa sadece bir “Budala” mı ortaya çıkmıştır? Elbette Prens için kötü biri diyemeyiz öyle ki iyiliği yüzünden insanlara bıkkınlık verdiği çok zaman olmuştur. İdeal bir iyi insan bütünüyle hoşgörülü, saf, mükemmel iyi ve affedici midir? Bu özelliklere sahip biri diğerleri için daima iyiliklere mi vesile olur yoksa istemeden de olsa iticiliğe ve yargılayıcı bir ahlaka bürünerek başkalarının felaketi olabilir mi? Herkese daima aynı hoşgörü ve iyilikseverlikle yaklaşmak çok da doğru olmayabilir. Aşk, acıma, merhamet, hoşgörü, affetme, korku, gurur kavramları sıkça işleniyor. “İki kişiyi birden sevmek nasıl bir şeydi ki? İki farklı aşk mı gelişiyordu acaba insanda? (sf. 716)” sorusu belki de başkahramanımız Prens için can alıcı noktadır. Birine karşı duyduğumuz acıma ve merhamet mi daha güçlüdür yoksa “ışık” olarak gördüğümüz kişiye karşı hissettiğimiz aşk mı? İnsan kendi hislerini bile tam olarak anlayamazken bir başkasına dair her şeyi bilebilir mi? Şüphesiz, hayır. Birbirinden tamamen farklı ve alakasız karakterlerden oluşan bir roman kadrosu oluşturmuş Dostoyevski. Böyle olunca da ortaya ilginç, bir sür yan hikayeciği olan, uzun soluklu bir kitap ortaya çıkmış. Bunlara rağmen karakterler, gerçekte de var olabilecek insanlardan meydana geliyor: serseriler, soylular, yalakalar, alçakgönüllüler, kinciler, sarhoşlar... Her biri kendisine göre ayrı bir anlam ifade etmeye, toplumda kendine yer bulmaya çalışıyor. Karakterler hem birbirlerinden çok etkileniyorlar, birbirlerine derinden saygı ve sevgi besliyorlar hem de birbirlerinden nefret ediyorlar, tiksinti duyuyorlar. Oldukça gelgitli ve ikircikli duygulara tanık
Edebiyat
BudalaFyodor Dostoyevski · İletişim Yayınları · 201931,5bin okunma

Yazar Hakkında

Fyodor DostoyevskiYazar · 137 kitap
Fyodor Mihayloviç Dostoyevski (Rusça: Фёдор Миха́йлович Достое́вский) (d: 11 Kasım 1821, Moskova - ö: 9 Şubat 1881, Sankt Petersburg), Rus roman yazarı. Dostoyevski, Mikhail ve Maria Dostoyevski'nin oğlu olarak 11 Kasım 1821 tarihinde Moskova'da doğdu. Altı çocuklu ailenin ikinci çocuğuydu. Babası Mikhail, askeri cerrahlıktan emekli olduktan sonra Mariinsky Hastanesi'nde yoksullara hizmet etmeye başladı. Hastane, Moskova'nın en kötü yerlerinden birinde bulunuyordu. Dostoyevski de bu hastane de doğdu. Mikhail, alkole bağımlıydı ve evini sıkı disiplin ile yönetiyordu. Çok kolay sinirlenebiliyordu. Dostoyevski'nin annesi Maria ise bir tüccar kızıydı. Dostoyevski, çocukluğunu çoğu zaman sarhoş bir baba ve hasta bir anne arasında geçirdi. Babasının çalıştığı hastaneden bulunan hastalar ile vakit geçirmeyi ve onların hikâyelerini dinlemeyi çok seven Dostoyevski, ilköğrenimini Moskova'da yaptı. Annesi tüberküloz hastalığı yüzünden öldüğü zaman, sert disipliniyle tanınan Petersburg Mühendis Okulu'na gönderildi. Arkadaşlarının, sinirli ve aşırı duyarlı bir yapıya sahip olduğu için "Ateş Fedya" lakabını verdikleri Dostoyevski, Petersburg'ta zamanını kitap okuyarak, düşüncelere dalarak ya da kardeşi Mihail ile söyleşerek geçirdi. Babasının 1839'daki ani ölümünü burada öğrendi. Okulu başarıyla bitirdikten sonra İstihkâm Müdürlüğü'ne girdi. Bir yıl sonra istifa ederek buradan ayrıldı. Ordudan ayrıldıktan sonra edebiyata yönelen Dostoyevski'nin ilk kitabı İnsancıklar, 1846 yılında yayımlandı. Bu eserinin ardından yazdığı kitaplarla beklediği başarıya ulaşamayan Dostoyevski'nin umudu kırıldı ve politikayla ilgilenmeye başladı. 1849 yılında devlet aleyhindeki bir komploya karıştığı iddiası ile tutuklandı. On ay hapishanede kalan Dostoyevski, kurşuna dizilmek üzereyken diğer sekiz tutuklu arkadaşı ile affedildi. Cezası dört yıl kürek, dört yıl da adî hapse dönüştürüldü. Cezasını çekmesi için Sibirya'da bulunan Omsk Cezaevi'ne gönderildi. Burada geçirdiği dört yılın ardından er rütbesi ile hizmete verildi. Subaylığa kadar yükseldi. 1857 yılında Maria Dmitrievna Isayeva ile evlendi. Beş yıl boyunca görev yapan Dostoyevski, 1859 yılında özgür bırakıldı ve Petersburg'a yerleşti. Petersburg'a döndükten sonra Ezilenler (1861) ve Ölüler Evinden Anılar (1862) adlı eserleri yazdı. Kardeşiyle birlikte iki dergi çıkardı. 1862'de arzuladığı Avrupa seyahatini gerçekleştirdi. Sara nöbetleri ve kumar bağımlılığı yüzünden maddi açıdan darlığa düştü. Bu dönemde Yeraltından Notlar (1864), Suç ve Ceza (1866), Kumarbaz (1866), Budala (1868), Ebedi Koca (1870) ve Ecinniler (1872) gibi eserleri yazdı. Eşinin ölümünden sonra sekreteriyle evlendi. Yeniden borçlandı ve kumarhanelerde gezmeye başladı. Kızının ölümünün ardından büyük bir sarsıntı geçirdi. Delikanlı (1875), Bir Yazarın Günlüğü (1876) ve Karamazov Kardeşler (1879) adlı eserlerinde yazarlık hayatı boyunca konu edindiği temaları yeniden ele aldı. Karamazov Kardeşler adlı yapıtını üç yılda bitiren Dostoyevski, bir ciğer kanamasıyla yatağa düştü ve 9 Şubat 1881 tarihinde öldü. Dünya edebiyatını en çok etkileyen ve en çok okunan yazarlardan biri olan Dostoyevski'nin eserleri birçok 20. yüzyıl düşünürünün fikirlerini derinden etkiledi. İlk yazarlık dönemi Ordudan ayrıldıktan sonra kurgusal roman yazmaya başladı. Dostoyevski'nin ilk kitabı olan İnsancıklar (Bednye Lyudi) ilk olarak 1846 yılında yayımlandı. Dostoyevski, toplumunu acımasız kurallarında yaşlı bir adamın öksüz bir kıza duyduğu sevdayı iç dünyasındaki derin çatışmalarla işledi. Halkın sıcak ilgisiyle karşılanan bu kitap, eleştirmenlerden de övgüler aldı. Ünlü eleştirmen Belinski, romanı okuduktan sonra Dostoyevski'ye gelecekte büyük bir yazar olacağına dair övgü dolu sözler söyledi. Şair Nikolay Neksarov, Dostoyevski hakkında "Yeni bir Gogol doğdu" diye konuştu. Yazarlıkta ün sağladıktan sonra 1846 yılında Gogol esintileri bulunan kitabı Öteki (Dvoynik) yayımlandı. Yazar bu romanda, kendini ortadan kaldırmaya çalışan benzeriyle sürekli çatışma halinde bulunan bir memurun hikâyesini anlattı. Bu romanda ele aldığı çift kişilik temasını daha sonra bazı romanlarında kullansa da roman, Belinsky dahil hiçbir eleştirmence beğenilmedi. Eleştirmenler romanı sıkıcı buldu ve alay etti. 1847 yılında ise Ev Sahibesi (Hozyayka) isimli romanı yayımlandı. Dostoyevski bu eseri ile de beklediği övgülerin aksine olumsuz eleştiriler aldı. Dostoyevski, ruhsal çöküntüye düştü ve üzüntüden hasta oldu. Ancak yazarlığı bırakmayan Dostoyevski, 1848 senesinde Beyaz Geceler (Belıye Noçi) ve Bir Yufka Yürekli (Slaboye Serdtse) adlı kitapları yayımlattı. Bir Yufka Yürekli, yazara itibarını yeniden kazandırsa da beklediği başarıyı elde edemeyen Dostoyevski'nin umudunu kırdı. Yazarlıkta umudunu kırılan Dostoyevski, politikayla ilgilenmeye başladı ve genç liberallerin (Tetrashevski) grubuna girdi. İkinci yazarlık dönemi 1859'da ordudan terhis edilerek Moskova dışında küçük bir yerde kalmaya zorlanan Dostoyevski, özgürlüğüne kavuştuktan sonra Petersburg'a döndü. Kardeşi Mihail ve arkadaşı N.N. Strahov ile birlikte Vremya (Zaman) ve sonra da Epoha (Dönem) adlı dergileri hazırladı. Bu dergilerde Slavcı düşünceyi savunduğunu belirten yazılar yazdı. Ezilenler (Unijenniye i Oskorblyonniye) ve Ölü Evinden Anılar (Zapiski iz Mertvogo Doma) ile kendinden söz ettirdi. 1863 yılında arzuladığı Avrupa seyahatini gerçekleştirdi. Sara nöbetleri ve kumar borçları yüzünden sıkıntıya düşen ve yayımcılardan yazmadığı romanların avanslarını alarak yaşayan Dostoyevski, Yeraltından Notlar adlı yapıtı 1864 yılında yayımlandı. Romanda bir zihnin derinliklerine indi. Suç ve Ceza (Prestuplenie i Nakazanie) ve Kumarbaz(İgrok) adlı yapıtları 1866 yılında yayımlandı. Dostoyevski, Suç ve Ceza'yı 1858 yılında Semipalatinsk'te bulunduğu zaman Roussky Slovo dergisi için uzun bir hikâye olarak tasarlamıştı. Bunun nedeni, Sibirya'dan ayrılana dek roman yazmama kararı almasıydı. Dostoyevski, kardeşi Mihail'e gönderdiği bir mektupta kitap hakkında: “ ...Konusu gerçekten çok güzel. Kahramana gelince, bugüne kadar hiç denenmemiş bir kişi. Ama bugünün Rusyasına bakacak olursak, böyle bir kişi karşımıza sık sık çıkmaktadır. Bu sonuca halkın kafasını yeni fikirleri anlayarak vardım. Öyle hissediyorum ki, yeni fikirler ve görüşlerle döndüğüm zaman, romanımı genişletmekte başarılı olacağım. Kişi aceleye gelmemelidir dostum. Ve insan iyi olanın dışında hiçbir şey yapmamalıdır... ” diye yazdı. Dostoyevski, bu eserinde bir Rus aydını olan Raskolnikov'un kendi doğrusu adına işlediği cinayetleri ve vicdanıyla hesaplaşmasını konu edindi. Yazar, küçük bir otel odasında ve kötü bir ekonomik durumla yazdığı Suç ve Ceza'yı 1866 yılında tamamlamıştı. Dostoyevski'nin yazdığı Budala (Idiot) eseri 1866, Ebedi Koca (Veçnıy Muj) 1870, Ecinniler (Besı) 1872 yılında yayımlandı. Bütün bu başyapıtlar birbirinin izledi. Karısı öldükten sonra sekreteri Anna Grigoriyevna Snitkina ile evlendi. Yeniden borçlanan ve kumaranelerde dolaşmaya başlayan Dostoyevski, bir kız çocuk sahibi oldu. Ancak kızı fazla yaşayamadı ve doğduktan kısa süre sonra öldü. Dostoyevski de bu yüzden büyük bir sarsıntı geçirdi. 1875'te Delikanlı (Podrostok), 1876'da Bir Yazarın Günlüğü (Dnevnik Pisatelya)[ ve 1879'da Karamazov Kardeşler (Bratya Karamazovi) adlı romanları yayımlandı. Hayatı boyunca eserlerinde işlediği temaları yeniden ele aldığı, insan duygularının derinliğine inen eserler yazan Dostoyevski, Karamazov Kardeşler'de Ivan ve Alyosha Karamazov adlı karakterler için filozof Vladimir Sergeyevich Solovyov'dan ilham aldı. Zosima ve Alyosha'nın öne çıkacağı Bir Büyük Günahkarın Yaşamı adlı eseri tamamlayamadı. 1881 yılının Ocak ayında bir ciğer kanaması geçirerek yatağa düştü ve 9 Şubat 1881 tarihinde öldü. Dostoyevski için yapılan cenaze töreninde yaklaşık otuz bin kişi tabutunun arkasında yürüdü. Dostoyevski, beğeniyle karşılanan ilk romanı İnsancıklar'dan sonra yazdığı Öteki ve Ev Sahibesi ile olumsuz yorumlar aldı ve depresyona girdi. Ancak yazar, kendisini ruhsal çöküntüye götüren düşüncelerden uzaklaşmayı bildi. Dış dünyadan kopan zihninin parçalanışını kendi çözen yazarın eserlerindeki ruhbilimsel açıdan en zengin tema da çift kişilik temasıdır. Kendini ortadan kaldırmaya çalışan benzeriyle sürekli çatışma hali içerisinde bulunan bir memuru anlattığı Öteki adlı yapıtında daha sonra da işleyeceği bir tema olan çift kişilik temasını işlemişti. Ellili yaşlarında içine bazen bir karamsarlık ve ağırlık çöken Dostoyevski, bu durumu ikinci eşi Anna Grigoriyevna Snitkina’ya "Sanki bir suç işlemişim gibi bir çeşit sebepsiz hüzün ve keder içindeyim" diye açıklamıştı. Ecinniler'de Stavrogin'i bir çocuğa tecavüz ettirmiş olması yüzünden de kendini hep suçlamıştı. Dostoyevski kendi çocukluğunda, annesine acı çektirmesinden, sürekli sarhoş olmasından ve hizmetkârlara kötü davranmasından dolayı babasından nefret ediyordu. Eserlerinde kullandığı, kaderine boyun eğen ve uysal kadın örneğini kendi evinde; annesinde gördü. Kadının alttan alması, erkeği daha da kızdırmaktan başka bir işe yaramayacağını görmüştü. Çok duyarlı biri olan Dostoyevski, bu yüzden babasına kin besliyordu. Babasının ölümünü haber aldığında, "Babamın ölümünde benim hiçbir suçum yok, ama bu öldürmenin kefaretini ödemeye hazırım, çünkü içimden onu öldürmek geçiyordu" diyerek Karamazov Kardeşler adlı romanında yer alan Dimitri Karamazov'un tepkisinin benzerini gösterdi. Dostoyevski, babasının ölümünü istediğini düşünerek depresyona girdi. Bazı yazarlara göre de ilk sara nöbetlerine de bu düşünce sebep oldu. Sigmund Freud ve birçok psikanalizci, babaya duyulan bu nefrete ve bunu izleyen suçluluk düşüncesine dayanarak Dostoyevski'nin hastalığının sinirsel kökenli olduğunun ortaya çıkardı. Andre Gide, Ezilenler adlı romanın, aşağılanışın insanı cehennemlik ettiği, alçakgönüllüğünse kutsallaştırdığı fikriyle dolu olduğunu söylemişti. George Steiner ise Charles Dickensvari bir havanın olduğunu söylediği Ezilenler'de bulunan temanın Ebedî Koca'da, Ecinniler'de ve Karamozov Kardeşler'da da yer aldığını söyledi. Nicholas Berdyaev, Dostoyevski'nin bütün yaratıcı gücünü insana ve insanın kaderi temasına adadığını, bunun da onu ölümsüz kılmaya yettiğini belirtti. Devlet aleyhinde bir komploya katıldığı iddiası ile tutuklandıktan sonra sekiz ay hapisanede kalan Dostoyevski, suç ve ceza kavramlarıyla en yoğun şekilde burada karşılaştı. İdam edilmek üzereyken affedildi. Cezası dört yıl kürek ve altı yıl adî hapse dönüştürüldü. Dört yılın sonunda er rütbesi ile kışlaya verildi ve 1859 yılında terhis edildi. Suç ve Ceza adlı eserini 1858 yılında oluşturmaya başladı. Bu eserinde ahlak kavramını ve siyaseti harmanladı. Dostoyevski, bu romanda sadece Rus halkını değil, tüm insanlığı tehdit eden bir kısır döngüden kurtulmanın gerçekleşebileceğini vurguladı. Yazar, John Stuart Mill'in ekonomik refah için bireysel bencilleşmeyi öneren kuramını Semyon Zaharoviç Marmeladov'un ağzından eleştirdi. Dostoyevski, düşünce ve sanat deneyimini sürekli olarak arttırdı. Tanrı'dan, ateizmden, kötülükten, özgürlükten söz eden roman karakterleri, gerçekte aynı bilincin farklı anları gibidir. Bu karakterler aracılığıyla Dostoyevski, cinleri ruhundan uzaklaştırır. Bakış açısı değişmekle beraber eserleri, gerçeğin hep aynı çoşkulu ve acı veren arayışı içerisindedir.