Gönderi

10/10
·264 syf.··
Beğendi
·
2025 85. kitabı
Sanat, müzik ve edebiyat alanında canavarlar nasıl ortaya çıktı? Canavar adamların yaşamöyküsü, tüketiciyi ne derece etkiler? İyi bir eser, canavar sahibinin yaşamöyküsüyle iç içe mi geçer? Canavar adamların yaşam öykülerine rağmen, onların eserlerine sempati duyabilir miyiz? Yoksa bu canavarların yaşamı, eserlerine bakışımızı körleştirir mi? Claire Dederer'in yazmış olduğu "Canavar: Hayranların İkilemi" adlı eserde, ahlaki açıdan büyük bir ikilem ortaya çıkıyor. Yukarıda belirttiğim sorular ışığında üç taraf ortaya çıkıyor: Birincisi eser sahibinin yani canavarın yaşamöyküsü, ikincisi tüketici yani hayranlar ve üçüncüsü ortaya çıkmış eser! Claire Dederer kendi deneyimlerinden, eleştirmen ve okur geçmişinden yola çıkarak tüm bu ikilemi açıklamaya baş koyuyor. Tüm size sorduğum o sorular ışığında üç tarafı da inceleyen yazarımız, hayranlar için bir ışık olmak, bir yol haritası hazırlamak için mücadele veriyor. Sanatçıların eserlerinin yanında, hayranların sanatçıların hayat öyküsüne olan ilgisi ve sevgisini değerlendiriyor. Yalın bir üslup tercih eden Dederer, etkili hitabetiyle okuru hemen kazanıyor. Yazarımız Claire Dederer de maalesef ilk tacizine on üç yaşında bir aile dostu tarafından uğramış, sonrasında sayısız kez tecavüz ve taciz girişimi atlatmış. Dederer, kitabında 'canavar' kelimesini pek çok kez akıl süzgecinden geçirdikten sonra "Davranışları, eseri kendisinden bağımsız ele alma yetimizi engelleyen kişi" şeklinde detaylandırır. Canavar olarak adlandırdığı kişilerin yaşamöyküsü; onların kitaplarını, şarkılarını, filmlerini vb tüm eserlerinin rengini etkiliyor. Bu eserleri, kişilerin yaşamından ve sapkınlıklarından ayrı düşünemez hale geliyoruz. "Hayran"ı ise tüketiciden fazlası olarak değerlendirirken, onların kimliklerinin bir parçasını sanat eserinden çaldığını ve zamanla tükenen bir tüketici olduğunu düşünüyor. Yazarımıza göre bir sanat eserini tüketmek, iki farklı yaşamöyküsünün karşı karşıya gelmesidir. Sanatçının yaşamöyküsü esere bakışı zedeleyebilir, aynı zamanda tüketici-seyircilerin yaşamöyküsü esere olan bakışını etkileyebilir. Dederer erkeklerde canavarlığın taciz ve tecavüzle, kadınlarda ise canavarlığın çocuklarını terk etme ve çocuklarına bakım vermeme şeklinde ortaya çıktığını paylaşıyor. Kendi düşüncemi açmam gerekirse, bir sanatçının canavarlığından haberdar olduktan sonra tamamen etkileniyorum. Üzüntü ve hayalkırıklığıyla dolmaya başlarken, bu durum nefrete ve o kişiden iğrenmeye kadar gidiyor. O kişilerin eserlerini bir daha sevemiyorum. Eleştirel bir bakış kazanıyorum. Tüm bu gerçeklerin ardından eserlerine bir kez daha baktığımda, aydınlanma yaşamış oluyorum. Çünkü canavarlıkları orada duruyor ve hayranşar olarak bunu görebilmemiz için gerçeklerle aydınlanmalar yaşamamız gerekiyor. Kitapta yer alan canavarlar, ilginç bir gerçek olarak ortak bir paydada buluşuyorlar: Bahsi geçen kişilerin aile geçmişinde mutlaka bir istismar, şiddet veya terk edilme görüyorsunuz. Aile geçmişinde yaşanan bu kırılımlar, belki de canavarın ilk adımı oluyor. Dünyaca ünlü yönetmen Woody Allen, üvey kızı Dylan Farrow'u 7 yaşından itibaren taciz eder. O dönemki partnerinin liseye giden kızıyla seks yapar. Çocuk istismarcısı olarak dava açılan dünyaca ünlü şarkıcı Michael Jackson, pek çok kez çocukları taciz eder. Onlara alkol verir, pornografik görüntüler gösterir. Dünyaca ünlü "Harry Potter" serisinin yazarı J. K. Rowling, 2021 yılında gündem olmaya başlamış "cinsiyet kimliği" kavramı hakkında konuşur ve cinsiyetin cinsel organlar tarafından belirlendiği şeklindeki talihsiz açıklamasıyla pek çok hayranından tepki toplar. Zekadan şüphe edici bir açıklamadır bu, yazarın LGBT hayranları da tepkilerini ortaya koyar. Sanat alanında bir dahi olarak kabul edilen Pablo Picasso, pek çok kez kendinden çok küçük kadınlarla aşk yaşar. Onlara hem fiziksel hem psikolojik şiddet uygular. Picasso'nun dehasına kapılan bu kadınlar deneyimli ressam tarafından zulme uğrar, nesneleşir, aşağılanır, yoğun bir gaslighting görür. Bazıları intihara sürüklenir. Ernest Hemingway kavgacı ve hayvanlara şiddet uygulayan biri olmasının yanında, dört eşine fiziksel ve psikolojik şiddet uygular. Oğullarına sert davranır, zorbalıklar yapar. Hemingway yaşamında seks, toplumsal cinsiyet, erilliği, kendi varoluşu gibi konularda uzun süre sıkıntı çekmiştir. Virginia Woolf, Richard Wagner ve Willa Cather gibi isimler ırkçı konuşmaları ve davranışlarıyla dikkat çekerken; çoğu yerde işi nefret söylemine kadar vardırırlar. Yazdığı "Lolita" adlı romanda yazar Vladimir Nabokov'un yarattığı ana kahramanı çocuk tecavüzcüsüyle iç içe geçtiği düşünülür. Dorris Lessing, yazarlık kariyerine başlamadan önce, ilk evliliğinden olan iki çocuğunu terk ederek şehir değiştirir. Şarkıcı Joni Mitchell genç yaşında hamile kalır ve ailesinin tepkisinden korktuğu için doğurduğu bebeğini evlatlık verir. İçindeki erkek nefreti taşan Valerie Solanas, bu öfkesini iki tabancasıyla erkeklere yöneltir. İçekapanık yazarımız Sylvia Plath'in intiharı, bir tür şiddet eylemi olarak nitelenir. Alkol baüımlılığından muzdarip Raymond Carver, günahlarından arınmaya çalışır. Bu isimlerin hepsi önemli eserler bırakmalarına rağmen canavarlıklarını içlerinde taşıyorlar. Ve bir kez tüketici olarak o canavarla tanıştığınızda, bir daha o eserlere aynı sempatiyle bakamıyorsunuz.
Edebiyat
CanavarClaire Dederer · Medusa Yayınları · 2024185 okunma
··
660 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.