·208 syf.··Beğendi
···Okunma: 30 Eylül 2025 20:09 Freud'un bu eseri psikanalizin kuramsal çerçevesini ilkel toplumların sosyal ve kültürel yapılarını anlamak için kullandığı en cüretkar ve etkili çalışmalarından biridir. Kitapta uygarlığın, ahlakın, dinin ve en temel toplumsal yasakların kökenine dair psikanalitik bir teori geliştirmeye çalışmış. Temelde dört ana denemeden oluşuyor kitap ve bu denemeler aracılığıyla ilkel kabilelerdeki ensest korkusu, tabu, animizm, büyü ve totemizmin yeniden dirilişi gibi konuları inceliyor. Kitapta değinmek istediğim birkaç konu var ancak önce kitabın ismi neden totem ve tabu onu inceleyelim.
Freud'a göre Totem kavramı, "Genelde, eti yenebilen, zararsız ya da teh likeli, korkulan bir hayvan, nadiren de bir bitki ya da doğa gücüdür (yağmur, su) ve totem ile tüm kabile arasında çok özel bir ilişki vardır. Totem her şeyden önce kabilenin atası, ayrıca kehanetler gönderen koruyucu ruhu ve yardımcısıdır; başkaları için tehlikeli olsa bile kendi evlatlarını tanır ve sakınır." Sayfa 2.
Tabu kavramını ise şöyle açıklıyor; "Bize göre tabu kelimesinin anlamı birbirine zıt iki yöne ayrışır. Bir yandan, kutsal, kutsanmış; diğer yandan da tekinsiz, tehlikeli, yasak, kirli manasına gelir. Tabunun Polinezcedeki zıt anlamlısı, 'umumi', 'herkese açık' anlamına gelen noa kelimesidir. Dolayısıyla, tabunun 'uzak durma' anlamı da vardır, zaten tabu daha ziyade yasaklar ve kısıtla malarda ifadesini bulur. Nitekim bizdeki "kutsala hürmet" tamlaması tabunun anlamıyla çoğu zaman örtüşür." Sayfa 21
Freud'un en çarpıcı argümanı, insanlık tarihinin başlangıcında var olduğunu varsaydığı "ilkel bir sürü" teorisidir. Bu teoriye göre, tüm dişileri kendine saklayan ve erkek çocuklarını sürüden kovan kıskanç ve güçlü bir "baba" figürü vardı. Sürüden kovulan erkek kardeşler, bir gün bir araya gelerek bu despot babayı öldürür ve onu yerler. Bu eylem, insanlık tarihindeki ilk büyük suçu ve travmayı oluşturur (biraz kronos ve zeus mitini andırır). Ancak bu zaferin ardından kardeşler, babalarına karşı duydukları nefretin yanı sıra ona karşı sevgi ve hayranlık gibi ikircikli duygularla da dolu olduklarını fark ederler. Pişmanlık ve suçluluk duygusu içinde, babanın otoritesini sembolik olarak yeniden tesis etmeye karar verirler. Bunu iki temel yasakla yaparlar:
1) Ensest Yasağı: Babalarını öldürmelerinin temel nedeni olan anneleri ve kız kardeşleri üzerindeki cinsel hak talebinden feragat ederler. Bu, klan içi evliliği yasaklayan ve dış evliliği (egzogami) zorunlu kılan ilk toplumsal kuralı oluşturur.
2) Totem Yasağı: Öldürdükleri babanın yerini alması için bir "totem" hayvanı belirlerler. Bu hayvan kutsal kabul edilir, onu öldürmek ve yemek (yılda bir kez düzenlenen ritüelistik şölenler dışında) yasaklanır. Totem, hem öldürülen babanın bir sembolü hem de klanın ortak atası ve koruyucu ruhu haline gelir.
Freud'a göre bu iki temel yasak, yani totem ve tabu, insan ahlakının ve dininin temelini oluşturur. Öldürülen babaya duyulan suçluluk kompleksi, daha sonra tanrı inancına evrilirken, ensest yasağı ise toplumsal düzenin ve aile kurumunun temelini atmıştır. Freud, bu kolektif ata katli travmasının ve Oedipus kompleksinin (oğlan çocuğunun babasını rakip olarak görüp annesine yönelmesi) evrensel olduğunu ve sonraki tüm nesillere bilinçdışı yoluyla aktarıldığını öne sürer.
Buraya kadar Freud'un Oedipus kompleksini anlamış olduk. Şimdi, kitabın özellikle ilk sayfaları ensest ilişkiye ayrılmış. Kitabın içerisinden alıntılar yapayım önce:
"Mesela Yeni Hebridler adalarından biri olan Lepers Island'da erkek çocuk belli bir yaşa gelince annesinin evin den ayrılır ve bundan böyle yatıp kalkacağı, yemeklerini yi yeceği kulübeye geçer. Yiyecek istemek için eski evine arada bir gidebilir gerçi, ama eğer kız kardeşi evdeyse yemek yeme den kapıdan dönmek zorundadır; kız kardeşi evde değilse, kapının az ötesine çöküp kamını doyurabilir. Erkek kardeşle kız kardeş dışarda, açık alanda tesadüfen karşılaşırlarsa, kız kardeş koşarak uzaklaşmak ya da bir köşeye saklanmak zo rundadır. Oğlan kumun üstünde kız kardeşinin ayak izlerini görürse, bu izleri takip etmez, kız kardeş de onunkilerden uzak durur. Erkek kardeş kız kardeşinin adını bile ağzına almadığı gibi, kızın adının bir parçasını oluşturan sıradan bir kelimeyi kullanmaktan da kaçınır." Sayfa 11
"Solomon Adaları'nda bir erkek evlendiği günden itibaren kayınvalidesiyle ne görüşebilir ne de konuşabilir. Karşılaş tıklarında onu tanımıyormuş gibi davranır ve oradan derhal uzaklaşarak bir yere saklanır... Nil Nehri'nin doğduğu bölgede yaşayan zenci kabile Basogalarda bir erkek kayınvalidesiyle, kadın ancak evin başka bir odasındaysa ve görülemiyorsa konuşabilir. Bu halk en sestten o kadar dehşete düşer ki, evcil hayvanlardaki ensesti bile cezasız bırakmaz." Sayfa 14
Freud'a göre bunlar toplumdan izole yaşayan ilkel kabilelerin uyguladığı kurallardı ve yine Freud'a göre sadece ilkel kabilelerde yaşanabilecek olaylardı. Hatta Freud ve birkaç arkadaşı yıllarca bu ilkel kabileleri izlemiş, haklarında yazılan kitapları incelemiş ve böyle yasakların olduğu yerde yasak olmayan bölgelere göre daha fazla ensest ilişkinin yaşandığını tespit etmiş. Geçen gün sabah programında damadı tarafından hamile kalan kaynana haberini görünce ahlaksal açıdan ilkel topluluklardan bir farkımız olmadığını daha iyi anladım.
Freud'a her ne kadar ensest ve insanın zihninin derinliklerinden söküp atamadığı cinsel arzular konularını çok fazla irdelediği için birçok kişinin tepkisiyle karşılaşsa da psikanalizin gelişimine olan katkısı paha biçilemez.