Kronik Kitap’ın Dünya askerlik tarihine damgasını vurmuş komutanları tüm yönleriyle tanıtmaya çalışan “Büyük Komutanlar Serisi”’nin beşinci kitabının aktörü Gnaeus Pompeius Magnus olmuş. 2021 yılı Mayıs ayında basılan 64 sayfalık kitap Samet Özgüler tarafından tercüme edilmiş. Kitap, Osprey’in standart formatında ve bir çizginin altına düşmeyen kalitesi ile okuyucuya sunulmuş. İçerik bakımından, standart bir bölümlendirme ile “Giriş, Gençlik Yılları, Askerlik Yaşamı, Kader Saati, Rakip Komutanlar, Komutanın Zihninde, Kelimelerde Bir Hayat, Bibliyografya, Sözlük ve Dizin” bölümlerine ayrılmış. Hayatı ve katıldığı savaşlar anlatılırken 5 harita, 3 resim ve çok sayıda fotoğrafa yer verilmiş.
Kitabı alalı çok oldu, ama aynı seriden basılacağını bildiğim “Caesar” ile art arda okumak istediğim için bekledim. Maalesef, son iki yıldır seriye ait kitapların basım aralığı çok uzadığından bu bekleyiş 2025 yılına kadar uzadı. Ama, her iki kitabı peş peşe okuyunca doğru bir karar verdiğim de anladım. (Benim şansıma, SAY Yayınları’ndan çıkan Mommsen’in “Roma Tarihi” eserinin son iki cildinin “son okuma ve redaksiyon” sorumluluğunu da üstlenince Roma tarihinin o bölümü hakkında da “çok kitaplı bir çapraz okuma yapma fırsatı buldum. O döneme ilgi duyan herkese de, bu vesileyle, tavsiye ederim.)
Bu serinin diğer kitaplarında yaptığım “bölüm bazında analiz” tarzı bir inceleme olmayacak bu sefer. Çünkü, yazarında sık sık vurguladığı üzere, bu biyografinin en büyük handikabı, Pompeius’un geride bıraktığı notlar, yazılar, vb. olmamasıdır. Daha da kötüsü, onun hakkında en geniş bilgiyi, onun en büyük düşmanı olan Julius Caesar’ın eserleri veriyor. Caesar’ın ne kadar kendine hayran birisi olduğunu gözönüne alırsak, sanırım, Nic Fields’in bu eseri yazarken ne kadar zorlandığını da hayal edebiliriz.
Sanırım bu nedenle de, diğer kitaplarla kıyaslayınca, ele alınan komutanın kişisel özellikleri hakkında az ve sık tekrarlanan analizlere rastlıyoruz. Buna ek olarak, alışılmışın dışında, yaşadığı döneme ait strateji ve taktikler kadar, hatta bazen daha çok, askeri tarihe damgasını vurmuş stratejistlerden (Sun Tzu, Clausewitz, Liddl Hardt gibi) alıntılar yapılıyor.
Buna ek olarak, Pompeius’un oldukça tezatlar içeren bir karakter olduğunu da eklememiz gerekir. Daha 24 yaş gibi hayatının çok erken bir döneminde, büyük zaferler kazanmış, 35 yaşındayken de Roma Cumhuriyeti'nin zirvesine yerleşip, “Romalı İskender” ünvanını almış birisinden bahsediyoruz. Tüm bunları kişisel olarak özümsemesini engelleyen karakter yapısı, hayatının geri kalanını zorlaştırmış ve sonunda trajik ölümüne yol açmıştır.
Sadece iyi bir askeri stratejist değil, aynı zamanda iyi bir hatip ve yazar olan Caesar’ın, Pompeius ile yaşadıklarını kaleme alırken, her zaman adil ve objektif olmasını da zaten beklemiyoruz. Bir askeri tarihçi olan Nic Fields’de bunu bilerek, elindeki az sayıda kaynaktan faydalanmaya çalışmış. Ancak, tüm çabasına ve iyi niyetine rağmen, kitapta kaynak eksikliği ve ana kaynağın objektifsizliği kendini satır aralarında belli ediyor. Buna ek olarak, Pompeius’un sahip olduğu bazı karakter özelliklerini, bence biraz lüzumsuz yere yermiş. Yaşadığı dönem ve üstlendiği rol düşünülürse, oportünist ve acımasız olma yaşadığı dönemin olmazsa olmazı maalesef.
Mütercim, özellikle genç okurlar arasında, ağırlıklı olarak Kronik Kitap’tan çıkan 30’a yakın eseriyle tanınsa da, ben kendisinin çevirdiği ve Doğu Batı Yayınları tarafından iki cilt olarak basılan Julius Caesar’ın “Notlar” kitabının tercümelerini okudum. Konusuna derinliğine hakim bir mütercim olarak tercüme çok güzel, ancak dilini şahsen biraz “ağdalı” buldum; buna ek olarak, özellikle genç okurlar, bazı terimleri ve kelimeleri anlamak için google amcaya başvurmak zorunda kalacaklar.