Nasıl bilirsiniz Mevlana’yı?
Mesnevi vardır dilimize pelesenk olan, ismini hepimizin bildiği, çok azımızın okuduğu… Divan-ı Kebir vardır, birçok kitapçının en ön raflarında sekiz ciltlik haliyle göz kamaştırır. Kaçımız alıp okuduk? Hepimiz biliriz Anna Karenina’nın yazılış hikayesini –O meşhur Anna Karenina öldü.- Ama kaçımız biliriz Mevlana’nın Mesnevi’yi yazarken geceleri uyumadığını, sabaha kadar yazdığını. Onun ruhsal arayışını…
Hepimiz ruhsal bir arayış içinde değil miyiz? Öyle kaybolduk ki kendimizi bulamıyoruz kendi dehlizlerimizde. Hep bir arayış, hayatta, kitaplarda… Ama en çok ararken kör oluyor insan, göremiyor istiridyenin içindeki inciyi. Belki Moğol istilasından kaçıp gelmeseydi, Anadolu’yu yurt bilmeseydi, yabancı olarak kalsaydı daha kıymetli olurdu bizim için. O zaman açardık istiridyeyi, o zaman bulurduk içindeki inciyi… Ve içimizdeki arayış bir rehber bulurdu kendine. “Sen şu kadarını bil ki dünyada hiç kimse, kimsesiz kalmaz; birisiyle uyuşamadın, uzlaşamadın mı bir başkası gelir onun yerine.” Bir yazarın sözü düştü aklıma: “Her insanı seven birileri bulunur çünkü, budur dünyada kalan son adalet kırıntısı.”
Yılmaz Erdoğan’ın kulaklarımda “Etme!” diyen sesi…
“Cennet de senin buyruğuna kul, cehennem de; bize cenneti cehennem ediyorsun, etme.” youtube.com/watch?v=ypVym8O... Tuncel Kurtiz’in de seslendirdiğini duymamışsınızdır belki de… youtube.com/watch?v=h3rUM5Y...
“Gönül söylenecek bin bir sözle dolu,
dil söylemekten aciz!..”
Rubailer
Ne güzel bir giriş yapmış Hasan Ali Yücel...
“Bu katra katra şiirler,
Hilkatin muamması önünde
Aşkın yanan vecdiyle dökülmüş
Birer gözyaşıdır.”
“Aşkın yanan vecdi.” Mevlana’yı tek kelime ile tanımlamak istesem “aşk” derdim. Her rubaide derin bir içsel yolculuğa çıktım, hep dışarıda arıyordum ama her şey içimdeymiş. Tüm yolculuklar, tüm biletler, aşkın çıkacağı bütün kapılar… Aşk, ama bildiğimiz aşk değil, aşk, ama gördüğümüz aşk değil, “Sen şehvetin adını aşk koymuşsun, hâlbuki şehvetle aşk arasında ne uzun mesafe vardır.”
Dıştan içe,
Maddeden manaya,
Dünyadan Allah’a,
Sondan sonsuzluğa uzanan bir yol gibiydi onun rubaileri… Kısacıktı. Bitmesin istedim, bitti. Sonunda kendi el yazısını görmek ayrı bir huzur verdi. Bu kadarla kalmamalı deyip Divan-ı Kebir’e savurdum kendimi, onu daha iyi tanıyabilmek, daha uzun süre onunla yolculuk yapabilmek için. Belki uyuduğum hayatta, biraz olsun uyanabilmek için. “Bir sabah tedirgin düşlerden uyanan Gregor Samsa, dev bir böceğe dönüşmüş buldu kendini.”
RubailerMevlana Celaleddin-i Rumi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20072,946 okunma