Çok ama çok sarsıcı. İnsanın ne menem bir yaratık olduğuyla yüzleştiğim olay örgüsü kafamı karıştırdı, yüreğimi dağladı. Olaylar öylesine sarsıcı ki öfkelendim hatta intikam arzusu ile kanımın daha hızlı aktığını hissettim.
Üçüncü tekil şahıstan bir parça mesafeli anlatılsa da ana karakter David ile ilgili yoğun duygular hissetmemeye imkanı yok. Kendisinden hem tiksindim hem de acıma duygusu hissettim. David erkek egemen kültürün korkunç bir örneği. Sapkın cinsel arzularını erkek olmanın doğal bir sonucu olarak görmek, göstermek istiyor. Bir yerde acaba tıbbi olarak cinsel arzularımı ortadan kaldırmanın bir yolu var mı diyor ama kısacık bir an. Öğrencisini hiç bir tereddüt duymadan taciz ediyor. Sonra da aramızda büyü gibi bir şey vardı; bir çekim; yüksek bir tutku vb. olduğuna hem kendini hem de etrafını iknaya kalkışıyor. Bakıyor ki ikna edemeyecek bu defa da kuyruğu dik tutuyor. Madem beni suçlu buluyorsunuz o halde suçluyum. Ne ceza veriyorsanız kabul ediyorum diyor. Pişmanım dese, özür dilese kariyerini koruyabileceği söylense de dinlemiyor. Yüksek erkek egosu kırılmıyor. Her şeyi feda etmeye razı yeter ki boyun eğmesin.
Ama hayat kırılmayan egoları ezme konusunda her zamanki dirayetini gösteriyor. Kurgu hakkında daha fazla bilgi vermek doğru olmaz. Bir de Güney Afrika’daki toplumsal yapının gözler önüne serildiği muhteşem detaylar var. Okuyan hiç kimsenin pişman olmayacağını ve herkesin kendi payına özel bazı çıkarımlar yapacağını düşündüğüm harika bir roman olduğunu söylemekle yetineceğim.