·264 syf.··Beğendi
···Okunma: 29 Mart 2018 15:59 Ne olursa olsun, başıma ne gelirse gelsin olduğum yerde kalmak, devam etmek istiyorum. Başkalarının yaptıkları kötülüklerin, beni yolumdan alıkoymasına izin vermiyorum. Bu benim hayatım ve yaptıklarımdan ben sorumlu olmak istiyorum. Yanlışlarım ve doğrularımla başkalarından etkilenmeden, akıl almadan yolumu çizmek istiyorum. Belki de böyle olduğunu göstermek istiyor alttan alta korkuyor ve kendimi (kendime bile itiraf edemesem de) topluma uymak için aslında feda ediyorum.
Kitabı okurken az önce yazdıklarım doğru mu, herşey bende mi bitiyor, benim hayatıma yardım amaçlı olsa bile kimse müdahale etmemeli mi diye o kadar düşündüm ki.. Hangi durumda bu yaklaşım doğru, hangi durumda yanlış, belki de hala fark edemediğimi düşündüm ve gerildim.
Kitabın irdelediği asıl konu bu değil, asıl konu utanç. Ama neyden utancağımıza kim karar veriyor? Acı çekerek, utancımızla yaşayarak acaba geçmiş hatalarımızın bedelini mi ödetiyoruz kendimize? Lucy ve babası da bunları kitapta yaşıyor ve sıklıkla düşünüyor/düşündürtüyor.
Güney Afrika Cumhuriyetinde geçen kitap 52 yaşında bir öğretmenin bir kız öğrencisiyle yaşadığı ilişki sonrası işinden olup hayatına devam etmeye/devam etmemeye çalışmasıyla başlıyor. Derken kendinizi kırsal hayat, şehir hayatı farklılık ve alışkanlıkları içerisinde güvenli bir yaşam için feda etmeniz gerekenleri sorgularken buluyorsunuz. Konu hayvan hakları, siyahi ve beyaz insanlar arası geçmişten günümüze taşınan gerilim, kadın olmanın anlamı, kendi ayakları üzerinde durma mücadelesi ve belki de bizi ilgilendirmeyen geçmiş günahların bedelinin ödenmesine kadar geliyor.
Kitap boyunca gerilim düşmüyor, konudan sapmıyorsunuz sadece karekterlerin davranışlarını düşünüyorsunuz. Yazar bize oldukça gerçekçi ve sert bir tablo çiziyor; düşüncelere ve ben olsaydım ne yapardımlara boğuyor. Okuyun ve nelerden "vazgeçebileceğinizi" düşünün.