·486 syf.····Okunma: 22 Kasım 2016 00:00 Son zamanlarda 17. yüzyıl Londra’sında geçen birkaç roman okudum. Veba, gerçek bir ölüm makinesi gibi insanların hayatlarını söküp alıyor; o dönemin Londra’sındaki yaşam koşulları ise dehşet verici derecede kötü.
The Apothecary’s Daughter (Eczacının Kızı) da yine bu dönemde geçen bir roman. Susannah, bir eczacının kızı. Babasını gözlemlemiş ve mesleğin inceliklerini kendi kendine öğrenmiş. Böylece sıradan hastalıklar için hızlıca iksirler ve karışımlar hazırlayabiliyor ya da vebaya karşı koruyucu ilaçlar üretebiliyor. Kitap okumaya çok meraklı; sık sık akşamlarını babasıyla birlikte kitap okuyarak geçiriyor.
Annesi doğum sırasında öldüğü için Susannah evlenmemeye karar vermiş gibidir. Zihninden bir türlü silinmeyen o sahne —annesinin, ebe çocuğu kurtarmak yerine onu feda ederek annesini yaşatmaya çalışırken ölmesi— onu evliliğe karşı soğutmuştur.
Basit dünyası, babasının yeniden evlenmeye karar verip üç çocuklu bir kadını eve getirmesiyle altüst olur. Üvey annesi tarafından evden uzaklaştırılmaya çalışılınca, evlenmenin avantajlarını düşünmeye başlar.
Bundan sonrasıysa ancak biraz ilgi çekici; ne kurgusu sürükleyici ne de temposu ortalamanın üstüne çıkabiliyor.
Oldukça hayal kırıklığı yaratan bir kitap. Bir devamı var ama sanmıyorum ki okuyayım.