Reşat Nuri Güntekin’in Acımak romanını okurken kendimi sadece bir karakterin değil, bir insan ruhunun bütün katmanlarıyla sorgulandığı bir yolculuğun içinde buldum. Zehra öğretmen, disiplinli, sert, soğuk ve katı yapısıyla adeta duygularını yok etmiş bir kadın olarak karşımıza çıkıyor. Çevresine mesafe koyan, en ufak bir zaafa bile izin vermeyen bu kişilik, ilk bakışta iradeli görünse de aslında içinde derin bir boşluk taşıyor.
Romanın kırılma noktası, babasının günlüğünü bulmasıyla başlıyor. Çocukluğundan beri nefret ettiği, hayatını kararttığını düşündüğü babasının aslında hiç de sandığı gibi biri olmadığını öğreniyor. İşte o noktada bütün taşlar yerinden oynuyor. Yıllarca kendine karşı ördüğü duvarlar çatlamaya başlıyor. Bu dönüşüm, bana yalnızca Zehra’nın değil, her insanın içinde saklı duran “geç kalmış acıma” duygusunu hatırlattı. Bir insanı yargılamanın ne kadar kolay, anlamanın ve affetmenin ise ne kadar zor olduğunu çok çarpıcı bir biçimde gösteriyor.
Reşat Nuri’nin dili yine çok yalın ama aynı zamanda ruhumuza dokunacak kadar derin. Günlüğün sayfaları açıldıkça, baba figürü bir gölge olmaktan çıkıp gerçek bir insan hâline geliyor. Zehra’nın gözündeki nefret, yerini ağır bir pişmanlığa bırakıyor. Bu pişmanlık öyle sıradan değil; insanın boğazına oturan, gecikmiş, geri dönüşsüz bir pişmanlık… Kitap boyunca okur, aslında kendi hayatına da dönüp bakıyor: Kaç kişiyi yanlış tanıdık? Kaç kişiye sevgimizi ya da acımamızı çok geç gösterdik?
Olumsuz yanına gelirsem; roman kısa olmasına rağmen Zehra’nın soğukluğunun çok uzun sürmesi, okurla onun arasına mesafe koyuyor. Daha ilk bölümlerde karakterin iç dünyasına girsek, romanın duygusal yoğunluğu çok daha güçlü olurdu. Ayrıca yan karakterler fazla yüzeysel bırakılmış; oysa çevresindeki insanların da onun katılığına nasıl tepki verdiğini daha derin görsek, hikâye daha zenginleşebilirdi.
Kitqp üzerinden Bi konuda da kendimi eleştirme ihtiyacı duyuyorum; eski Türkçeye daha çok hakim olmayı lazım kılan bi kitap daha çok okuyup daha çok kelime öğrenme isteği ve ihtiyacını sonuna kadar hissettirdi .
Yine de Acımak, Reşat Nuri’nin insan ruhunu çözümlemedeki ustalığını bir kez daha gösteriyor. Pişmanlığın geç kalmış bir duygu olduğunu, vicdanın ne kadar ağır bir yük taşıyabileceğini yalın bir hikâye üzerinden anlatıyor. Bence eksiksiz bir eser değil, çünkü hem Zehra’yı anlamakta gecikiyoruz hem de yan karakterler romana yeterince derinlik katmıyor. Ama belki de tam bu kusurları sayesinde, roman bize hayatın kendisi kadar sert ve eksik geliyor.
Sonuç olarak Acımak, kısa ama çarpıcı, insanın içine işleyen bir eser. Bana göre 10 üzerinden 8 hak ediyor; çünkü bir yandan ruhumda iz bıraktı, diğer yandan da “keşke daha fazlası olsaydı” dedirtti.
baranAcımak #y:200a