Puan vermedi·238 syf.··
2025 31. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 04 Ekim 2025 20:19
“Gerçekle hayalin birbirine karıştığı, aklın sisle kaplandığı bir yolculuk.” İhsan Oktay Anar’ın Puslu Kıtalar Atlası, yalnızca bir roman değil; aynı zamanda okuru, düşle gerçeğin birbirine geçtiği bir zihinsel labirentin içine davet eden bir deneyim. İlk sayfalarda bu labirentte kaybolmak çok kolay. Ben de öyle oldum; özellikle ilk 100 sayfada olayları bir çerçeveye oturtmakta zorlandım, neyin nerede geçtiğini, kimin kim olduğunu anlamakta epey zorlandım. Fakat kitabın ilerleyen bölümlerinde bu karmaşa anlam kazanmaya başladı — tıpkı sisin aralanıp manzaranın görünmesi gibi. Romanın merkezinde Bünyamin’in yolculuğu var: hem bir şehir yolculuğu hem de ruhsal bir arayış. Bu yolculukta karşılaştığı karakterler — Alibaz, Uzun İhsan Efendi, Efsun — hem dış dünyada var olan kişiler hem de Bünyamin’in iç dünyasının yankıları gibi. Özellikle Ebrehr karakteri aklımda kaldı; onun gerçekten var olup olmadığını, yoksa Bünyamin’in zihninin bir yansıması mı olduğunu hâlâ netleştirebilmiş değilim. (Spoiler içerir ) Romanın sonunda yaşanan çözülme, baştan beri süregelen karmaşayı anlamlandırıyor. Fakat bu kez de şu soru kalıyor geriye: Tüm bu yaşananlar bir düş müydü, yoksa Bünyamin’in gerçekten yaşadığı bir serüven mi? Belki de Anar tam da bunu istiyor — okurun, rüya ile gerçek arasındaki o ince sınırı sorgulamasını. Anlatım dili yer yer masalsı, yer yer felsefi. Anar’ın cümlelerinde Osmanlıca kelimelerin estetiğiyle birlikte bir mizah ve ironi duygusu da var. Kimi zaman tarih, kimi zaman bilim, kimi zaman tasavvuf arasında gezinen bu dil, romanı özgün kılan en güçlü yanlarından biri. Puslu Kıtalar Atlası, kolay okunacak bir roman değil; ama sabreden okur için sonunda derin bir tatmin bırakıyor. Gerçeği bulmak için önce pusun içine girmeyi göze almak gerekiyor.
Duygu ve Düşünce
Puslu Kıtalar Atlasıİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202467,9bin okunma
·
121 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.