Cennet'teki yasak meyve olan elma, neyi temsil ediyordu? Adem bu yasak meyveden bir ısırık alıp, ebedi cennetten yeryüzünün zorlu şartlarına niye atıldı? Ve biz, milyarlar kadar çoğalan Ademoğlu ve Ademkızı, burada ne işimiz var?
Belki de elma, "düşünceler"di... Ondan alınan ısırıkla da "düşünceleri fark etmek" farkındalığı geldi ve büyü bozuldu... Çünkü biz yaratılmışlar, kendimizin hiç kötü olmadığını, fedakar olduğumuzu, yardımsever olduğumuzu, yüce gönüllü olduğumuzu, adaletli olduğumuzu sanar, buna inanır ve herkese de bu yüzümüzü göstermeye gayret ederiz. Bundan sebeptir ki, bize olumsuz bir şey söylendiğinde ya da bizimle ilgili olumsuz bir şey düşünüldüğünde hemen onu düzeltmek isteriz. Gerçekten sandığımız kadar iyilik dolu muyuz? Gerçekten kıskançlık yok mu içimizde? Doğru mu eli açık olduğumuz? Hiç mi kendimizi önceliklendirmeyiz? Hep iyilik mi geçer zihnimizin labirentlerinden? Küçücük de olsa haset geçmez mi içimizden? Yargılamaz mıyız hayatını bizim normlarımız dışında yaşayanları? "O kim oluyor?" derken, hiç mi küçümsemeyiz diğer yaratılan kulu?
Hepimiz iyi ve kötünün tohumunu taşır içinde. "Ben kibirlenmem" diye yalan söyler, "ben hiç kıskanmam" diye yine yalan söyler, "ben adaletliyim", "ben dürüstüm" diyenler de... İnsan kendi zihninden geçenleri ne kadar saklamaya çalışsa da o zihnindekilerle yüzleşmek zorundadır. Hep mağdur olunmaz, hep haklı olunmaz, hep alçakgönüllü olunmaz; dürüstlük kendi içindeki kötü yanları da görmekle başlar. Dürüstlük, önce kendine dürüst olabilmekten geçer.
Gelelim kitaba; bir cennet tasviri, dünyada yaşam sadece Adem ve Havva bittabii çocukları ile sınırlı o dönem. Adem ve Havva cennetten yeni kovulmuş. Azazil yeni İblis olmuş, e tabii o da kovulmuş. Cennet kendi halinde akarken, melekler ve baş melekler, zihinlerinden geçen düşünce akışını fark etmiş. İyi düşüncelerde böbürlenmiş, kötü düşüncelerde bir rahatsızlık duymuş. Ortalık kibir ve sorularla biraz karışmış. Melekler Adem ve Havva ve tabii ki Azazil'in (İblis) neden kovulduğunu sorgulamaya başlamış, baş melekler ise bu sorgulamayı yapan meleciklere kızmaya... Herkes kendince haklı belki de... Sonra bir vahiy gelmiş, ne mi? Okuyunca anlayacaksınız.
Bu kitabı okumadan önce, yazarın "Ateş Canına Yapışsın" kitabını okumanızı tavsiye ederim. Bu iki kitap birbirini tamamlayıcı olmuş. Sezgin Kaymaz'ın kalemi, muhteşem bir kalem, okuyan bilir. Mizahi bir anlatımla, derin bir konuyu hiç sıkmadan anlatmış. Ara ara tekrara düşmüş fakat kitabı bütün olarak ele alırsam, yine yapacağını yapmış.
Keyifle okuyunuz.