Halil hocamıza ait bir söyleyişi eseri. Bir otobiyografi olmanın ötesinde, çünkü Hocaların Hocası’nın anlatımıyla adeta tarih bilinci manifestosu olmuş. Ona göre tarih, bir milletin kendini tanımasının en rasyonel yoludur. Ama bu tanıma duygusallıkla değil, belgelere ve akla dayanmalıdır. Geçmişe romantik bakmayarak onu anlamlandıran bir tarihçiydi. O, “Türk tarihini Türklerin gözüyle yazmak” gerektiğini savunur, ancak bunu hamasete kaçmadan, bilimin disiplinleriyle temellendirir. Bu anlamda, İnalcık hem yerli bir tarihçidir hem de evrensel bir tarih metodoloğudur. Bir yandan Osmanlı toplum yapısını sınıfsal ilişkiler, üretim biçimleri ve hukuk düzeniyle çözümlerken, diğer yandan Batı tarih yazımındaki oryantalist yanılgıları ustaca eleştirir. Hocamız, tarihin “şimdiyle kurulan bir diyalog” olduğunu hatırlatır. Geçmiş, sadece olmuş bitmiş bir zaman değil, bugünü anlamanın aracıdır. Bu yönüyle onun tarihçiliği, hem Auguste Comte’un pozitivist yaklaşımından hem de Toynbee’nin medeniyet teorisinden izler taşır ama ikisine de mahkûm değildir. Boşuna ona “Tarihçilerin Kutbu” demiyoruz. :) Türk tarihini de bir “şanlı geçmiş romantizmi” değil, bir “insanlık laboratuvarı” olarak ele alır. Sonuç olarak, Halil İnalcık’ın kendi ağzından hayatını, düşünce dünyasını, tarih metodolojisini ve Osmanlı tarihine yaklaşımını aktardığını okuyoruz. Halil Hocayı ve ilmini yakından tanımak isteyenler bu söyleyişiyi kesinlikle okumalı.
#176419978