Kitap her ne kadar münire ve Cemil’in mutsuz sonlu aşk hikayeleri gibi görünse de arka planda dağılan bir imparatorluğun izlerini görüyoruz. Münire ve Cemil komşu konaklarda büyümüş ve birbirlerine aşık olmuşlar. Cemil’in babası münire’yi oğluna istese de red cevabı alır. Gizli gizli buluşan ve mektuplaşan genç çift için kötü günler Münire’nin dönemin şeyhülislamı Nafi Mollanın oğlu ile evlenmesi ile başlar. Bu istemediği evlilik münireyi çok üzer. Uzun bir zaman gelin gittiği konakta kendi halinde yaşarken Zeyrekli Fatma hanım diye bir bohçacı kadın Cemil bey ile buluşmalarını sağlar. Bu sırada Münirenin kocası bir hizmetçiyi hamile bırakır bu olay üzerine Münire baba evine döner. Halasına gidip geldiği sırada halası Cemil bey ile buluşmasını sağlar. Tam işler yoluna girdi, minire boşanacak ve kavuşacaklar derken Cemil bey padişahın damadı olmayı reddeder ve ailesiyle birlikte Anadolu’ya sürülür. Sivas’tan vana, oradan bilmem nerelere seneler geçer. Münire annesini babasını kaybeder. Haladı ile yaşamaya başlar. Hayat gençliğini güzelliğini alır ondan. İçine kapanır. Kulaklarında hep o şarkı, Cemil beyin ona söylediği şarkı vardır. 30 sene sonra tekrar karşılaştıklarında Cemil bey evli çocuklu bir adamdır. Anadolu’da sıradan bir kadınla evlenmiştir. Münire kendisine hep aynı şarkıyı söyleyen deli gibi aşık olduğu adamın, ezik çaresiz ve gittikçe bayağılaşan tavırları karşısında büyük hayal kırıklığına uğrar. Halası ile birlikte bir miras meselesinde Cemil beye yardım etsede geçip giden bir ömür için pencere kenarında derin düşüncelere dalmaktan başka bir şey elinden gelmez.