Anadolu’nun acımasız bozkırlarında esen rüzgârlara karşı dimdik yürüyen, hayattan ümidi kesmiş, kendi halkının arasında bile kendini yabancı hisseden, kollarından birini kaybetmiş birini hayal edin. İşte tam olarak bu, Ahmet Celal’dir.
Türk edebiyatının büyük ustalarından Yakup Kadri Karaosmanoğlu , 1932 yılında kaleme aldığı Yaban romanında, Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesi’nde kolunu kaybeden Ahmet Celal’in gözünden Anadolu’nun derin yalnızlığını, köylü-aydın çatışmasını ve savaşın toplum ruhunda açtığı yaraları anlatır. Roman, yalnız bir insanın hikâyesi olmanın ötesinde bir milletin kendisiyle yüzleşmesi, bir dönemin aydın kuşağının iç hesaplaşmasıdır.
Yakup Kadri’nin sade ama derin üslubu, süslü cümlelerin bile ulaşamadığı bir anlam zenginliği taşır. Bu da bana şu sözü hatırlatıyor:
“Kelimeler bazen bir elbise gibidir; eğer çok süslersen, içindeki güzelliği örtersin.”
Roman boyunca Ahmet Celal’in yaşadığı yalnızlık, sadece fiziksel bir uzaklık değil, aynı zamanda bir ruh çöküntüsüdür. Halkına yardım etmek ister ama halk onu anlamaz. Aralarındaki bu kopukluk, bir milletin kendi içinde yaşadığı bölünmüşlüğün simgesidir.
Yakup Kadri, bu çatışmayı ustalıkla işleyerek hem dönemin toplumsal gerçeklerini hem de bireyin iç dünyasındaki fırtınaları gözler önüne serer.
Yaban, bize bir milletin yeniden doğuşunun sancılarını gösteren bir aynadır.
Yakup Kadri, Ahmet Celal’in gözünden bize şu soruyu sordurur:
“Bir milletin kurtuluşu, kendi insanını anlamadan mümkün müdür?”
Şimdiden herkese hayırlı okumalar dilerim...