Zülfü Livaneli’nin yazma tarzını bilen bilir aslında. Okuduğunuz bir cümlenin ona ait olduğunu sezersiniz. Ele aldığı konuları anlatış tarzı onu o yapan en önemli kıstastır. Bu kitabı okurken de bunu görebilirsiniz. Yazdığı her kelimede her cümlede bir başkaldırış bir sorgulama hissedersiniz. O yüzden okurken de daha bir ciddiyetle okuyuverirsiniz. Aşağı yukarı iki yüz sayfalık bir romandı ama kurgusu itibariyle çok şeyi de anlatmaya çalışıyordu. Ele aldığı aşk ve direnme temalarını birlikte harmanlayarak anlatması, aslında toplumda bunlara ne kadar da ihtiyaç olduğunu anlatmasının en açık örneğiydi. Bir tarafta aşk var, bir tarafta davası. İkisi de terazide birbirine eş değer. Selim davasının cefasını çekiyor ama gönlünden de Leyla’nın özlemini çekip atamıyor. Sebebini bilse belki cefasına da katlanacak ama onu bile bilmiyor ki. Bu durumda olan tek kendisi de değildir. Koğuşta kaldığı birçok kişi de onun durumundadır. Leyla ile mektuplaşır ama o bile zamanla yetersiz kalmaya başlar çünkü duygular artık yazmakla da geçmez. Çözümü kendisinden kaçmakla, yeni bir düzen kurmakla arar. Belki o zaman özgürlüğünü ve aşkını layıkıyla yaşayabilir. İçimizde yaşamış olan Selimlerin, Leylaların anısına güzel bir yapıt olmuş. Yazarın kalemine teşekkür ederiz. Zülfü LivaneliBekle Beni