Kıymetli Hatice Ebrar Akbulut bir gün ıstagram hikayesinde bu kitabı kızına aldığı ilk roman olduğunu paylaşmıştı… bende kendi oğlum için listeme eklemiştim. İyiki eklemiş ve almışım. Oğlum okumadan önce ilk ben okumak istedim. İyiki okudum. Harika bir kitap.
Kitap her ne kadar genç nesil için olduğu söylense de bence yaşsız ve zamansız bir kitap.
Şimdiye kadar hiç bir kitabı okurken, ‘canım Ali’ üslubuyla okumamıştım. Kitabı öyle sevdim öyle sevdim ki şayet puanlamada yüz olsaydı verirdim, bin olsaydı onu da verirdim.
Kitap ilk satırlardan itibaren çok akıcı ve etkileyici ama sona yaklaştıkça hem akıcılık hem de etkisi artarak devam ediyor.
Ali ile ablasının öylesine sıcacık bir bağ var ki. Güzel olan bu iki kardeş değil sadece. Ev hanımı olan annenin merhameti, ailesi için yılın büyük bir bölümünü uzak şehirlerde geçiren vefakar tır şöförü bir baba. Ara ara baba oğulun mektuplarındaki satırlar nasıl dokunaklı, nasıl öğretici, bayıldım.
Karakter betimlemeleri o kadar bizden, senden ki.
Benim oğlumun adının da Ali olması nasıl bir tevafuktur, peki kitaptaki ünlü isimlerden biri Sezai Karakoç’un oğlumun okulunun adı olması. Bu iki Ali’nin de en sevdikleri dersin matematik olamasına ne demeli. Her kitap biri için yazılırmış ya sanırım bu kitapta benim oğlum Ali için yazılmış.
Ben Neden Bu Kadar Böyle kitabını oğlumun sınıfındaki her çocuğun okuması için öğretmeni ile iletişime geçeceğim. Bu kitabı her insan yavrusu okumalı bence.
Bu kadar güzel yazdığınız için
teşekkür ederim Güray Süngü
Babaya yazılan mektuplardan biri:
Sevgili babacığım.
Az önce duvara baktım bir süre. Galiba kimseyle konuşmak istemediğim zamanlar böyle yapıyorum. Çünkü duvar çok anlayışlı. Bana neyin var, bugün ne oldu, yarın sınav var mı ya da saat kaç diye sormuyor. Öyle işte. Sen ne yapıyorsun? Orada da duvarlar var mı?
Sevgilerimle.
Ali.
“Bizim eksiklik zannettiğimiz şeyler, aslında fazlalık olabilir.” S-14
“Şampiyonlar salolardan çıkmaz. Şampiyonlar içlerinde tutku, hayal ve amaç olan insanlardan çıkar.” S-20
“Mutsuzluk ağır ve ıslak bir hırka gibi omuzlarımdaydı hâlâ…” S-40
“Keşke bilgiyi ve çalışkanlığı, hatta tutkuyu ölçmek için sınavdan başka bir metot bulunabilse.” S-42
“Bir şeyler başarmak, başarılı olmak. Bu herkesin zannettiği gibi bir şey olmayabilir. Bir yarıştaysan kazanabilirsin. Sen kazanırsan birileri de kaybeder. Ama hayat böyledir, öte yandan insanın kendisi olabilmesi çok değerlidir. Kendisini değerli saydığı bir uğraş içinde olması çok değerlidir. Sana anlam katan bir şeyin peşine düşebilirsin. Aradığın şey dışarıda olmayabilir, senin içinde olabilir. Ya da bir kahraman vardır belki, onun gibi olmak isteyebilirsin.” S-53
“Somut kahramanların, etten kemikten kahramanların düşmanları soyuttu.
Yoksulluk, ırkçılık, ayrımcılık…” S-60
“Kararlılık belki de korktuğun halde yapmaya karar verdığin şeyden geri adım atmamaktır.” S-76
“Bazen, kaçamayız, bazen yakalanırız. Bazen de kaçmak istemeyiz artık. Ama kendimiz kaçmaktan vazgeçtiğimiz için buna ‘yakalanmak’ denmez artık. Sen istedin. İyi de yaptın. O halde kararının arkasında dur. Korkma, hiçbir şey olmayacak. Ne olursa olsun, korkulacak bir şey olmadığını göreceksin çünkü.
Korkma, ne kadar güzel bir kelime. Olağanüstü güzel bir kelime. Mehmet Akif Bey nasıl hissetti de milli marşımızı “korkma” diye başlattı acaba?”
KoRKMa!
S-83
“Başarmak ve başarmamak arasında çok fark yok, ama denemek ve vazgeçmek arasında çok fark var.” S-84