Gönderi

Demos'u Kratos
10/10
·248 syf.··
2025 274. kitabı
Metin Toker, Türkiye’nin demokrasiye geçiş hikâyesi boyunca yaşananları hafifletmek adına mizahi bir dil kullanmayı tercih etmiş. Tarih anlatısında ülkenin kaderi değil, bir zihniyetin dönüşümü var. Toker, artık dayanamayıp siyasetçiler hakkındaki düşüncesini açık açık yazıyor: "Kasap et derdinde, koyun ise can derdinde." Savaş sonrasında Türkiye için iki yol var. Bir yandan İnönü’nün temkinli, devlet aklını temsil eden yüzü; diğer yanda Bayar ve Menderes’in temsil ettiği halkın sesi. Fakat halkın sesini duymak ya da duyurmak kısa zamanda bir araç hâline dönüşüyor. Menderes ve arkadaşlarının ilk başta basın özgürlüğü, adalet, dürüst seçim vaatleriyle yola çıkıp daha sonra aynı sansürcü refleksleri göstermeleri, ironik kalıyor. Toker’in miting haberini sansürletmek isteyen Menderes, halkla konuşurken başka, gazetede görünürken başka bir dil istiyor; Toker ise “Ben gazeteciyim, propaganda memurunuz değilim,” diyerek ipleri koparıyor. Bu, yalnızca bir gazeteciyle bir siyasetçi arasındaki gerilim değil, basınla iktidar arasındaki ezelî mesafenin de sembolü olarak geçiyor kayıtlara. Menderes’in İzmir’e çekilmesi ise bir diğer bölünmeyi gösteriyor. Ankara, yani merkez, iktidarın kalbi; İzmir ise halk nezdindeki kalesi. Menderes’in orada kendini emniyette hissetmesi, bürokratik çevrelerin değil, sokağın desteğini kazanmış olmasını temsil ediyor. Bu destek, DP’yi iktidara taşıyor ama aynı zamanda Menderes’i giderek sorgulanamaz hale getiriyor. Bayar ve Menderes iktidara geldiklerinde, bir zamanlar kendilerine yöneltilen baskının aynısını başkalarına uygulamaya başlıyorlar. Toker’in kitabında bu döngü çok açık görülüyor: kim iktidara gelirse, halk adına konuşuyor ama halkla arasına mutlaka bir duvar örüyor. Metin Toker, Türkiye’nin demokrasiden ne anladığını ve ne anlamadığını gösteriyor. Kitap ilerledikçe anlıyoruz ki kimse gerçekten halk için bir şey yapmıyor. Herkes kendi mevkii, menfaati, koltuğuyla meşgul. Ve sonunda Toker’in tüm anlatısı, tek bir gerçeğe bağlanıyor: Türkiye’de demokrasinin tarihi, partilerin gösterisinden ibarettir. Çünkü bizde herkes devleti ele geçirmeyi bilir ama kimse gerçekten sine-i millete dönmeyi öğrenemez.
Tarih
Tek Partiden Çok Partiye (1944 - 1950)Metin Toker · Bilgi Yayınevi · 199031 okunma
·
212 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.