10/10
·108 syf.··
Beğendi
·
2025 534. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 10 Ekim 2025 00:00
"DOĞURMA BENİ NAİME" "Ölüm, bazen bıçak gibi keskin bazen de su gibi sinsidir. Ama hep oradadır, bir ağaç kovuğunda, bir tilki gölgesinde,bir adamın gözlerinde saklanır." Kitaplığımızın en derin rafında, belki de hiç okunmayı bekleyen o kitaplardan biri vardır. Kapağını açtığımızda bizi içine çeken, nefesimizi kesen, sayfaları çevirdikçe içimizi burkan… İşte o kitabın her sayfası, aslında hayatın ta kendisidir. Tıpkı şu cümleler gibi: “İnsan bir kere ölür, Naime! Ben senin karnında yaşıyordum. Doğdum. Sen bana göz ucuyla bile bakmadın. Öldüm. Dirildim!” Bu sözler, bir çığlık. Sadece bir karakterin değil, belki de etrafımızda sessizce çırpınan onlarca hayatın çığlığı. Doğduğu anda görülmeyen, duyulmayan, varlığı yok sayılanların diriliş manifestosu. Peki nasıl dirilir insan? İncinerek, yok sayılarak, belki de en çok da susarak… Çünkü bazı hayatlar, doğar doğmaz gömülür. Toplumun ağır, duyarsız katmanları altında, bir çiçek daha açmadan solup gider. Ve bazı çocuklar, nefes almayı değil de susmayı öğrenir ilk. Ağlamalarının bile istenmediği bir dünyada, oyuncakları değil, yalnızlıklarıyla oynarlar. En acısı da, bazı kadınlar kendi bedenlerinde, başkalarının acılarıyla yaşlanır. Naime’ler, belki de kendi yaralarını sarmadan, başka hayatların yükünü taşımak zorunda kalanlar… Bu hikâyeler, işte o suskun hayatların kırık dökük direnişlerinden doğar. Sizi alır, bir tüfeğin soğuk namlusuna dokundurur; bir vagonun karanlık, uğultulu koridorlarında yürütür ya da bir çocuğun sesi kesilmiş oyunlarına misafir eder. Her biri, yüzünü başka tarafa çeviren bir toplumun tutamadığı aynasıdır aslında. O aynada kendimize bakmak zor gelir belki, ama kaçmak mümkün değildir. Eserde, 15 farklı öykü bulunuyor ve her biri farklı yaşam kesitlerini, karakterleri ve duygusal dünyaları anlatıyor. "Aliye ve Anneannesi’nin Yolculuğu:" Tarihi Basmane Garı’ndan Ankara’ya giden bir tren yolculuğu sırasında yaşanan olaylar ve karakterlerin birbirleriyle olan ilişkileri. "Otobüs Yolculuğu Anıları:" Bir kız karakterin geçmişe dönerek annesi ve babasıyla yaptığı bir yolculukta yaşadığı anılar ve duygusal deneyimler. "Terzi Dükkânı Öyküsü:" Bir terzi dükkânına giren karakter ile dükkân sahibi arasındaki diyaloglar üzerinden insanların sıradan hayatlarına dair gözlemler. "Leyla’nın Hikâyesi:" Hollanda’nın Rotterdam şehrinde doğan Leyla’nın gözünden, babasının çevresindeki erkekleri damat adayı olarak değerlendirdiği süreç, mizahi bir dille anlatılmış. Her öykü, bir yüzleşme gibi. Bir tüfeğin namlusunda donmuş bir bakış, bir vagonun uğultusunda kaybolan bir ses, bir çocuğun yarım kalmış oyununda saklı bir hüzün… Yazar, okuru yalnızca karakterlerle değil, kendi sessizlikleriyle de baş başa bırakıyor. Çünkü aslında hepimiz, bir yerlerde görmezden geldiğimiz bir acının sessiz tanıklarıyız. Bu öyküler, sadece birer hikâye değil — bir hafıza, bir vicdan, bir çağrı. Toplumun yüzünü çevirdiği o aynayı yeniden bize tutuyor. Ve her satırda insanı insan yapan şeyin, yani empati, acı, sevgi ve utançla karışık o derin duyguların unutulmuş parçalarını yeniden hatırlatıyor. Kelimelerin ötesinde bir yankı bırakan, bitirdiğinizde sessizce oturup düşünmenize neden olan bir kitap bu. Belki de asıl amacı tam da bu: sustuklarımızı konuşturmak, gömdüklerimizi diriltmek. Kitapla Kalın.
Edebiyat
Doğurma Beni NaimeDuygu Harmancı · Alakarga Sanat Yayınları · 202510 okunma
·
54 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.