chimamanda ngozi adichie’nin günlüğümsü yas kitabıdır. neden günlüğümsü diyorum çünkü duygusal olarak içten ama edebi olarak yüzeyde kalan bir metin. acı gerçek ama o acı ne yapısal olarak işlenmiş ne de kavramsal bir çerçeveye oturtulmuş. kitap, güçlü bir yas anlatısı olmaktan çok, kişisel bir günlüğün ham hali gibi duruyor.
yakın zamanda 24 yaşındaki küçük kardeşimi (bkz: alp mercan) travmatik bir şekilde kaybetmiş biri olarak bu kitabı büyük bir dikkatle, belki de bir parça kendimi bulmak umuduyla okudum. ama aradığım derinliği, kavramsal açıklığı ya da yankıyı bulamadım. metin duygusal olarak yoğun olsa da edebi olarak şaşırtıcı derecede yüzeyde kalıyor.
aynı duygular — şok, inkâr, özlem, boşluk — metin boyunca tekrar ediyor. bu tekrarlar bir süre sonra etkileyiciliğini kaybedip tekdüzeliğe dönüşüyor. ton hiç değişmiyor, anlatı derinleşmiyor. kavramsal bir çerçeve de yok; yasın kültürel ya da felsefi boyutlarına açılmak yerine kişisel duyguların içinde sıkışıyor.
bazı sahnelerde, özellikle 4 yaşındaki kızını anlatıya dahil ettiği bölümlerde, ton teatralleşiyor. bu sahneler bana doğal bir gözlemden çok, okuyucuda duygusal etki yaratmak için bilinçli olarak kurgulanmış gibi geldi. küçük bir çocuğum olduğu için bu fark özellikle gözüme battı.
adichie gibi bir yazardan çok daha güçlü bir yas anlatısı bekliyordum. ama duygu var, yapı yok o kadar ham. Chimamanda Ngozi Adichie