Çok âşık olurum ben sana,” dedi şaşkınlığımı bile şaşırtarak.
“Ben sana çoktan oldum, sen de ol, aşk güzel bir şey,” dedim sırıtarak.
“Ben Diyarbakırlıyım Gülşah,” dedi sanki işlediği bir kabahati dile getirir gibi.
“Sense Balıkesirlisin,” diyerek şaşkınlığımı ikiye katladı.
Adımla hitap edişi, memleketimi bilişi? Bu nasıl işti?
“Adımı biliyorsun, memleketimi de? Ama ben söylemedim ki sana?” dedim.
Gülümsedi, gülümsediğinde dünyadaki tüm kötülükler yok oluyordu bence.
“O gece bir tek sen âşık olmadın Gülşah,” dedi yine içime işleyen gülümsemesiyle.
Şaşkınlıktan küçük dilimi yutacak, mutluluktan havaya uçacak hâldeydim.
“Peki, madem tek ben âşık olmadıysam, neden olmaz diyorsun o zaman?” dedim artık gözlerine bakmaktan çekinmeyerek.
Çünkü biz seninle ülkenin batısıyla doğusuyuz. Çünkü biz farklı kültürlerin çocuğuyuz.
Çünkü biz bitmeyen bir kavganın bitmeye mahkûm aşığıyız. Olmaz Gülşah, olmaz.