Sürgün Edilen, Zulüm Gören ve Unutulan Türkler Üzerine
10/10
·136 syf.··
2025 49. kitabı
Türk Yurdu dergisinin Ekim 2025 tarihli 458. sayısı, "Sürgün Edilen, Zulüm Gören ve Unutulan Türkler" özel temasıyla, bağımsız Türk devletleri dışında yaşayan Türk topluluklarının durumuna dair kapsamlı bir analiz sunmaktadır. Dergi, Rusya, Çin, İran, Afganistan, Balkanlar ve Orta Doğu'daki bu toplulukların maruz kaldığı tarihsel travmaları, sistematik asimilasyon politikalarını ve günümüzde verdikleri kimlik ile varoluş mücadelelerini derinlemesine incelemektedir. Özel sayının temel bulguları şunlardır: Sistematik Baskı ve Asimilasyon: İncelenen Türk toplulukları, yaşadıkları devletler (başta Çin, Rusya ve İran olmak üzere) tarafından kültürel ve fiziksel yok olma tehdidiyle karşı karşıyadır. Bu politikalar; dil yasakları, demografik mühendislik, kültürel mirasın tahribatı ve kimliğin inkârı gibi yöntemlerle uygulanmaktadır. Tarihsel Travmaların Sürekliliği: 1944 yılında Ahıska Türkleri ve Kırım Tatarlarının anavatanlarından sürgün edilmesi gibi olaylar, bu toplulukların kolektif hafızasında birer soykırım ve etnik temizlik olarak yer etmiştir. 2014'te Kırım'ın yeniden işgali ve Doğu Türkistan'da inşa edilen toplama kampları, bu tarihsel zulmün modern biçimlerle devam ettiğini göstermektedir. Kimlik Direnişi: Baskılara rağmen, Güney Azerbaycan'da Fars merkezli politikalara karşı yükselen Türk milliyetçiliği, Kaşkayların kültürel miraslarını koruma çabası ve Irak ile Suriye Türkmenlerinin silahlı ve siyasi direnişi gibi örnekler, kimlik bilincinin canlılığını ortaya koymaktadır. Çin'in Devlet Felsefesi ve Küresel Tehditleri: Doğu Türkistan'daki soykırım, Çin'in tarihsel "Merkezî Krallık" tasavvurundan ve "barbarları" homojenleştirme (Çinlileştirme) devlet aklından kaynaklanan sistematik bir politika olarak değerlendirilmektedir. Çin'in "Kuşak ve Yol" gibi ekonomik girişimleri ise, Türkiye dâhil birçok ülke için "borç tuzağı diplomasisi" ve ekonomik bağımlılık riski taşımaktadır. Türkiye'nin Rolü ve Medya Paradoksu: Türkiye, bu topluluklar için tarihsel ve kültürel bir sığınak olarak görülmekle birlikte, resmî politikaları ve ana akım medyanın tutumu özellikle Çin gibi ülkelerle kurulan ekonomik ve siyasi ilişkilerin gölgesinde kalmaktadır. Bu durum, "sessizlik paradoksu" olarak tanımlanmakta ve Türk kamuoyunun duyarlılığı ile devlet politikaları arasında bir makas oluşturmaktadır. Ortak Eylem Çağrısı: Makaleler, Türk Dünyası'nın bu sorunlara karşı daha organize ve bütüncül bir tavır alması gerektiğinin altını çizmektedir. Türk Devletleri Teşkilatı ve TÜRKSOY gibi kurumlara, dijital çağın imkânlarını kullanarak bu toplulukların kimliklerini ve kültürlerini korumaları için somut adımlar atma çağrısı yapılmaktadır. Ana Temalar ve Analiz Devletsiz ve Azınlık Statüsündeki Türk Topluluklarının Panoraması Türk Ocakları Genel Başkanı Prof. Dr. Mehmet Öz'ün "Devletsiz veya Sözde Özerk Türk Toplulukları" başlıklı makalesi, özel sayının genel çerçevesini çizmektedir. Bağımsız yedi Türk devletinde (Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, KKTC, Özbekistan, Türkiye ve Türkmenistan'da) yaşayan yaklaşık 250-300 milyonluk nüfusa ek olarak, çok geniş bir coğrafyada azınlık veya sözde özerk statüde yaşayan milyonlarca Türk'ün varlığına dikkat çekilmektedir. Coğrafi Dağılım: Bu topluluklar, başta Rusya Federasyonu, Çin, İran, Afganistan, Balkanlar ve Orta Doğu olmak üzere geniş bir alana yayılmıştır. Rusya Federasyonu: Altay, Başkurdistan, Çuvaşistan, Dağıstan, Hakasya, Kabardino-Balkarya, Karaçay-Çerkesya, Tataristan, Tuva ve Yakutistan gibi özerk cumhuriyetlerde yaşayan Türk toplulukları, Rus nüfus ve kültür baskısı altındadır. Çin: Doğu Türkistan'da (Sincan) çoğunluğu Uygur olmak üzere 30 milyondan fazla Türk, Çin Komünist Partisi'nin baskıcı rejimi altında yaşamaktadır. İran: Azerbaycan Türkleri, Kaşkaylar, Türkmenler ve Halaçlar gibi gruplar, ülkenin Farslarla birlikte iki ana unsurundan birini oluşturmasına rağmen kimlikleri üzerinde baskı hissetmektedir. Diğer Bölgeler: Afganistan; Balkanlar (Yunanistan, Bulgaristan); Orta Doğu (Irak, Suriye, Lübnan) ve Moldova'da (Gagavuz Yeri) önemli Türk nüfusları bulunmaktadır. Karşılaşılan Tehditler: Bu toplulukların karşılaştığı en büyük tehdit, egemen oldukları devletlerin politikaları ve küreselleşmenin etkileriyle kimliklerini ve dillerini kaybetme riskidir. UNESCO Tehlikedeki Diller Atlası: Hacettepe Üniversitesi'nde 2012'de düzenlenen bir sempozyuma atıfta bulunularak, aralarında Afşarlar, Çulım Türkleri, Kırım Tatarları, Salarlar ve Şorların da bulunduğu çok sayıda Türk lehçesinin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu kaydedilmektedir. Dijital Çağın Riskleri: Sosyal medya ve dijital mecraların, bu toplulukları kültürel asimilasyona ve bilgi manipülasyonuna daha açık hâle getirdiğinin altı çizilmektedir. Eylem Çağrısı: Türk Devletleri Teşkilatı ve TÜRKSOY gibi kurumlara, bu toplulukların kimlik ve kültürlerini gelecek nesillere taşımalarına yardımcı olmak için dijital çağın imkânlarını seferber etme sorumluluğu düştüğü ifade edilmektedir. Tarihsel Travmalar: Sürgün, Etnik Temizlik ve Soykırım Özel sayı, birçok Türk topluluğunun kolektif hafızasını şekillendiren sürgün ve katliamları merkezine almaktadır. Özellikle Ahıska Türkleri, Kırım Tatarları ve Doğu Türkistan Türklerinin yaşadıkları, etnik temizlik ve soykırım olarak nitelendirilmektedir. Ahıska Türkleri: Vatansızlığa Mahkûm Edilen Bir Toplum İsmail Aydıngün ve İkram Çınar'ın makaleleri, Ahıska Türklerinin trajedisini çok yönlü bir şekilde ele almaktadır. 1944 Sürgünü: Sovyet rejimi tarafından "güvenilmez halk" olarak damgalanan Ahıska Türkleri, 14-15 Kasım 1944'te anavatanları olan Gürcistan'ın Ahıska bölgesinden Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan'a sürülmüştür. Sürgünün ardındaki temel nedenin, Stalin'in Türkiye'ye yönelik yayılmacı emelleri ve sınır hattında hiçbir Türk unsuru bırakmak istememesi olduğu aktarılmaktadır. Zincirleme Sürgünler: Ahıska Türklerinin trajedisi 1944 ile sınırlı kalmamıştır. 1989 Fergana Olayları: Özbekistan'da saldırılara maruz kalan Ahıska Türkleri, "ikinci bir sürgün" yaşayarak Rusya, Azerbaycan ve Ukrayna'ya dağılmak zorunda kalmıştır. Savaşlar ve Çatışmalar: Dağıldıkları yeni coğrafyalarda da Rus-Çeçen savaşları, Karabağ Savaşı ve 2014'ten itibaren Ukrayna'daki çatışmalar (Donbas ve 2022 Rus işgali) nedeniyle tekrar göç etmek zorunda kalmışlardır. Anavatana Dönüş Mücadelesi: Gürcistan, 1999'da Avrupa Konseyi'ne üye olurken Ahıska Türklerinin geri dönüşünü sağlama taahhüdü vermesine rağmen, bu taahhüt yerine getirilmemiştir. Çıkarılan Geri Dönüş Yasası, süreci yokuşa süren ve dönüşü imkânsız kılan bürokratik engellerle doludur. Türkiye'ye Göç ve İskân: 1991'den itibaren Türkiye'ye hem serbest hem de "iskânlı göç" yoluyla gelen Ahıska Türkleri, özellikle 2014 sonrası Ukrayna'daki krizin ardından Erzincan (Üzümlü), Bitlis (Ahlat) ve Elazığ gibi illere yerleştirilmiştir. Türkiye, Ahıska Türkleri için "tarihsel anavatan" olarak görülmektedir ve Türkiye'nin onlara karşı tarihsel bir sorumluluğu olduğu vurgulanmaktadır. Kırım Tatarları: Emperyalizme Karşı Şanlı Direniş Zafer Karatay'ın makalesi, Kırım Tatarlarının Rus emperyalizmine karşı verdiği asırlık mücadeleyi anlatmaktadır. Rus İşgallerinin Tarihçesi: Kırım'ın stratejik önemine vurgu yapılarak, 1783'teki ilk Çarlık işgalinden 2014'teki ilhaka kadar Rusya'nın değişmeyen yayılmacı politikası gözler önüne serilmektedir. 18 Mayıs 1944 Sürgünü ve Soykırımı: Stalin'in emriyle Kırım Tatar halkının tamamının hayvan vagonlarında Orta Asya'ya sürülmesi, bir soykırım olarak tanımlanmaktadır. Bu süreçte ve takip eden yıllarda nüfusun %46,2'sinin hayatını kaybettiği belirtilmektedir. Sürgün, Stalin'in Türkiye'yi işgal planlarının bir parçası olarak cephe gerisini "temizleme" operasyonu olarak nitelendirilmektedir. Millî Mücadele ve Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu: Sürgün yıllarında başlayan anavatana dönüş mücadelesi ve bu mücadelenin efsanevi lideri Mustafa A. Kırımoğlu'nun hayatı (hapishane yılları, 303 günlük açlık grevi) detaylandırılmaktadır. 2014 İşgali ve Yeni Baskı Dalgası: Putin Rusya'sının Kırım'ı işgal etmesiyle birlikte Kırım Tatar Millî Meclisi'nin (KTMM) "terörist" ilan edilmesi, liderlerinin (Kırımoğlu, Çubarov) sürgün edilmesi, Ahtem Çiygöz, İlmi Ümerov ve Nariman Celâl gibi yöneticilerin hapsedilmesi gibi baskılar anlatılmaktadır. Kırım'ın bir "açık hava hapishanesine" dönüştürüldüğü ifade edilmektedir. Uluslararası Tanıma: Ukrayna, Letonya, Litvanya, Estonya, Kanada, Polonya, Çek Cumhuriyeti ve Hollanda parlamentolarının 1944 Sürgünü'nü "soykırım" olarak tanıdığı, Türkiye'nin ise işgali en başından beri tanımadığı ve kınadığı vurgulanmaktadır. Doğu Türkistan: Sessiz Çığlıklar ve Sistematik Soykırım Emre Kartal, Abdullah Oğuz, Selahaddin Kaşgarlı ve Abdürreşit Celil Karluk'un yazıları, Doğu Türkistan'da yaşananları modern çağın en büyük insanlık suçlarından biri olarak ortaya koymaktadır. Toplama Kampları ve İnsan Hakları İhlalleri: 2017'den itibaren "yeniden eğitim merkezi" adı altında milyonlarca Uygur ve diğer Türk'ün toplama kamplarına kapatıldığı; bu kamplarda sistematik işkence, beyin yıkama, zorla kısırlaştırma, cinsel saldırı, zorla çalıştırma ve organ hırsızlığı gibi suçların işlendiği, kamptan kurtulanların (Gülbahar Celilova, Kalbinur Sedik vb.) ve diaspora üyelerinin (Medine Nazimi, Cevlan Şirmehmet vb.) tanıklıklarıyla belgelenmektedir. Tanıklıklar: Yazılarda, aile üyeleri kamplarda olan veya kaybolan diaspora mensuplarının yaşadığı trajedilere geniş yer verilmektedir. Bu tanıklıklar, Çin'in "terörle mücadele" söyleminin ardındaki sistematik kültürel ve fiziksel yok etme politikasını gözler önüne sermektedir. Tarihsel Kökenler: Abdullah Oğuz'un makalesi, bugünkü soykırımın Çin'in "Merkezî Krallık" (Zhongguo) tasavvuruna dayanan binlerce yıllık devlet aklının bir devamı olduğunu savunmaktadır. Qin Shi Huang'dan Mao Zedong ve Xi Jinping'e uzanan bu otoriter, tekçi ve asimilasyoncu zihniyet, "barbar" olarak gördüğü farklı kimlikleri yok etmeyi tarihsel bir görev olarak görmektedir. Uluslararası Kanıtlar: Mayıs 2022'de yayımlanan "Xinjiang Police Files" gibi sızdırılan resmî belgelerin, Çin'in politikalarının sistematik ve organize bir soykırım niteliğinde olduğunu kanıtladığı belirtilmektedir. Kimlik Mücadeleleri ve Asimilasyon Politikaları Özel sayı, farklı coğrafyalardaki Türk topluluklarının, kimliklerini korumak için egemen ulusların asimilasyon politikalarına karşı verdikleri çok yönlü mücadeleyi detaylandırmaktadır. İran'daki Türk Toplulukları İran, 30 milyonu aşkın nüfusuyla Türkiye'den sonra en büyük Türk nüfusuna ev sahipliği yapmasına rağmen, devletin Fars kimliğini merkeze alan politikaları nedeniyle Türk toplulukları sürekli bir kimlik mücadelesi vermektedir. Çin'in Asimilasyon Felsefesi Çin'in Doğu Türkistan'daki politikaları, anlık siyasi kararlardan ziyade köklü bir devlet felsefesinin ürünüdür. Tarihsel Süreklilik: Qin Shi Huang'ın kitapları yakıp alimleri diri diri gömmesinden Xi Jinping'in dijital gözetim sistemlerine kadar Çin devlet aklı, kültürel tekçilik ve mutlak itaat üzerine kuruludur. "Çinlileştirme" Stratejisi: Çin, tarih boyunca "barbar" olarak kodladığı Çinli olmayan halkları ya asimile etmiş ya da tehdit olarak görüp yok etmiştir. Bu politikanın bir örneği, asimile olmayı büyük ölçüde kabul eden Hui Müslümanlarına (Tunganlar) tanınan görece serbestlik ile kimliğine direnen Uygur Türklerine uygulanan soykırım arasındaki farktır. Kültürel Yayılma: Abdürreşit Celil Karluk'un analizine göre, Çin'in kültürel yayılması mutfak gibi gündelik hayatın alanlarına dahi sızmaktadır. Çin yönetimiyle yoğun temasta olan veya Çin eğitim sisteminden geçen Uygurlar arasında Çin tarzı yemeklerin yaygınlaşması, kültürel asimilasyonun sinsi bir göstergesi olarak sunulmaktadır. Irak ve Suriye Türkmenleri Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılmasıyla anavatandan koparılan Irak ve Suriye Türkmenleri, kuruldukları ilk günden itibaren Arap milliyetçisi rejimlerin baskısı altında kalmıştır. Irak Türkmenleri: İngiliz mandası döneminden itibaren siyasi olarak dışlanmış, BAAS rejimi döneminde ise sistematik bir Araplaştırma politikasına maruz kalmışlardır. Özellikle Kerkük, petrol zenginliği nedeniyle hem Araplaştırma hem de Kürtleştirme politikalarının odağı olmuştur. 2003 sonrası Irak'ta kurucu unsur olarak tanınmamış, DEAŞ saldırılarında büyük kayıplar vermiş ve bugün Arap ve Kürt güçleri arasında sıkışmış bir varoluş mücadelesi vermektedirler. Suriye Türkmenleri: Fransız mandası döneminden itibaren "istenmeyen unsur" olarak görülmüş, BAAS rejiminin (Hafız ve Beşşar Esat) 40 yılı aşkın iktidarında kimlikleri ve dilleri tamamen yasaklanmıştır. 2011'de başlayan iç savaşta rejime karşı muhalif saflarda yer almışlar, ancak savaş sürecinde hem rejim, hem IŞİD, hem de PKK/YPG gibi aktörlerin baskı ve saldırılarına maruz kalmışlardır. Bu durum, büyük bir göç dalgasına ve demografik değişime yol açmıştır. Uluslararası Dinamikler ve Türkiye'nin Rolü Türkiye Medyasının Paradoksu ve Çin'in Ekonomik Nüfuzu Selahaddin Kaşgarlı ve Abdullah Oğuz'un makaleleri, Türkiye'nin Doğu Türkistan meselesindeki tutumunu ve Çin ile olan ilişkilerinin yarattığı çelişkileri analiz etmektedir. Medyada Sessizlik: Türk kamuoyunda Doğu Türkistan'a yönelik güçlü bir duyarlılık olmasına rağmen, ana akım medya bu konuyu ya hiç ele almamakta ya da Çin'in resmî söylemine yakın bir dille yüzeysel olarak geçmektedir. Bu "sessizlik paradoksu", hükümetin Çin ile olan ekonomik ve siyasi ilişkilerini zedelememe kaygısından ve Çin'in Türkiye'deki lobi faaliyetlerinden kaynaklanmaktadır. Ekonomik Bağımlılık Riski: Türkiye'nin Çin ile olan ticari ilişkileri, 2024 itibarıyla 41 milyar dolara ulaşan devasa bir dış ticaret açığı vermektedir. Bu durum, Türkiye'nin döviz ihtiyacını ve dolayısıyla küresel finans sistemine bağımlılığını artırmaktadır. Çin'in "Kuşak ve Yol Girişimi", Türkiye'nin kendi rakibi olan Çin mallarının Avrupa pazarına daha ucuza ulaşmasını sağlayan bir koridora dönüşme riski taşımakta ve uzun vadede Türkiye'nin ekonomik bağımsızlığını tehdit etmektedir. Afganistan Türklerinin Geleceği Özgür Süleyman Kılıçarslan'ın makalesine göre, tarihsel olarak "Güney Türkistan" olarak bilinen Afganistan'ın kuzeyi, kadim bir Türk yurdudur. Tarihsel Varlık ve Sistematik Dışlanma: Gazneliler, Selçuklular, Babürler gibi büyük Türk devletlerine ev sahipliği yapmış bu coğrafyada Özbek, Türkmen, Hazara, Aymak gibi Türk toplulukları nüfusun önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Ancak modern Afganistan devletinin kurulmasından bu yana, Peştun merkezli yönetimler tarafından sistematik olarak dışlanmışlardır. Taliban Sonrası Durum: ABD'nin çekilmesi ve Taliban'ın yönetimi ele geçirmesiyle Afganistan Türklerinin geleceği daha da belirsizleşmiştir. Mevcut Taliban yönetiminde de devlet sisteminden dışlanma ve kimliklerine saygı gösterilmemesi geleneği devam etmektedir. Bu durum karşısında, Türkiye ve diğer Türk devletlerinin desteğinin hayati bir gereklilik olduğu vurgulanmaktadır.
Tarih
Türk Yurdu - Sayı 458 (Ekim 2025)Türk Yurdu Dergisi · Türk Yurdu Yayınları · 20252 okunma
·
219 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.