1. Giriş: Bir Kitaptan Daha Fazlası
Arkadaşlar, bu eser raflarda göreceğiniz herhangi bir tarihî roman değil; bu kitap, tozlu sayfaların arasından fırlayıp biz gençlerin yakasına yapışan, bizi kendimize getiren bir hafıza tazeleme çığlığı. 1919 İzmir’inin o ağır ve belirsizlik dolu atmosferini solurken, tarihin sadece geçmişte kalan bir olaylar silsilesi olmadığını, aslında bugün sahip olduğumuz kimliğin ta kendisi olduğunu anlıyorsunuz.
Kitabı ilk elime aldığımda, kapaktaki o vurucu görsel beni bir an duraksattı. İzmir rıhtımına yanaşan o devasa gemi, üzerinde açıkça okunan "PATRIS" ismi ve etraftaki süngülü askerler... O rıhtım görüntüsü içimi cız ettirdi. "Biz o gün orada ne yaşadık?" sorusu zihnimde yankılanırken, daha ilk sayfadan itibaren kendimi İzmir’in dar sokaklarında, bir vatanın kaderinin oylandığı o karanlık gecede buldum. Bu eser bizi sadece bir işgalin kronolojisine değil, o işgalin ruhumuzda açtığı derin yaralara ve o yaralardan doğan çelikten iradeye götürüyor.
Kitabın genel havasındaki bu sarsıcı gerçeklik, eserin mutfağındaki isimlerin uzmanlığıyla birleşince ortaya muazzam bir derinlik çıkmış. Gelin, bu hikayenin nasıl bu kadar "kurşun geçirmez" olduğuna bir bakalım.
2. Eserin Mimarları ve Arka Planı
Bu eserin arkasında, tarihi bize sevdiren ve geniş kitlelere ulaştıran iki önemli isim var: Ramazan Yetgin ve Nazım Yaşar. Ramazan Hocamızın "Benim Hocam" kimliğiyle yıllardır süregelen o akademik disiplini, Nazım Yaşar’ın tarihî kurgu alanındaki tecrübesiyle birleşince ortaya müthiş bir sinerji çıkmış.
Beyler, hanımlar; eseri okurken hissettiğiniz o "gerçeklik duygusu" kesinlikle tesadüf değil. Yazarlar; sadece bizim arşivlerimize bakmakla kalmamış; Türk, İtalyan, İngiliz, Yunan ve hatta Fransız kaynaklarını didik didik ederek bir