Ruhi Atakan BEKMEZCİ

Ruhi Atakan BEKMEZCİ
@ruhi_atakan
Okuma ihtiyacı barut gibidir, bir kere tutuşunca artık sönmez.
Elektrik - Elektronik Mühendisi
Lisans
Aksaray
Aksaray, 1 Ocak 2000
37 kütüphaneci puanı
259 okur puanı
Temmuz 2017 tarihinde katıldı
10/10
·328 syf.··
5 günde okudu
·
Okunma: 13 Kasım 2025 13:26
·
2025 83. kitabı
Soner Yalçın
7.8/10 · 71 okunma
Ruhi Atakan BEKMEZCİ
Bayağı iyi bir iş olma potansiyeline sahip. Yazar "Başlarken" bölümünde niyetini açık etmiş: Günümüzde doğru dürüst düşünen, üreten, kafa tutan aydın kalmadı, ben de size eskilerin nasıl onurlu yaşadığını hatırlatacağım, bir "hafıza tazeleyeceğim" diyor. Yani olay sadece biyografi değil, net bir duruş var. Eğer yapısal olarak biraz toplarlarsa, bu kitap efsane olur. Kitabın olayı üç yerde kopuyor: Yaşanmışlık: Yazar Aziz Nesin’i, Yalçın Küçük’ü falan bizzat tanıyormuş. O anıları anlatması kitaba acayip bir samimiyet katmış. Aziz Nesin'in A4 kağıdı muhabbeti falan... Bu adamları ete kemiğe büründürmüş, kanlı canlı yapmış. Derinlik: Sadece "şunu yaptı, bunu yaptı" demiyor, adamların insani yönlerini de gösteriyor. Orhan Kemal'in Nazım Hikmet gazıyla yazarlığa başlaması gibi az bilinen detaylar falan zenginleştirmiş. Net Üslup: Yazarın dili keskin, taviz vermiyor. "Sol, sağın üniversitesidir" veya "Korkusuz olmak öğrenilir, cesaret doğuştan gelmez" gibi laflar çok iyi, net oturmuş. Tek sıkıntı şu: Bu ateşli üslubu bozmadan kitabın yapısını (iskeletini) daha sağlam hale getirmeleri lazım. Şimdi o konuya girelim. 2. Kitabın İskeleti: Bölümler Kopuk mu? Bir kitabın yapısı, okuru yolda tutan şeydir. Bu kitapta her bölüm ayrı bir adamı anlatıyor. Bu güzel, istediğin yerden başla oku. Ama madalyonun öbür yüzü de var: Bölümler arası bağ zayıf kalmış. Biri bitiyor, öbürü başlıyor ama arada "e, ne alaka şimdi?" diyorsun. Bu kopukluk okuma keyfini baltalıyor. Yazarın başta dediği o "itaatsiz, korkusuz, direnen" aydın teması, kitabın çimentosu olmalı. Bölümler arasına ufak "köprüler" lazım ki, bir portreden diğerine geçerken konudan kopmayalım, kitap bütünlüklü aksın. 3. Yazarın Sesi: Başrolü Çalıyor mu? Yazarın kendini bu kadar belli etmesi, metinde bu kadar "ben" demesi kitabın en net özelliği. Çoğu zaman harika. Aziz Nesin’le olan anısı, Odatv davası falan... Bunlar soyut mevzuları (dayanışma, direniş) somutlaştırıyor, dokunur hale getiriyor. Ama... Bazen yazar kendini fazla kaptırıyor. Anlattığı adamı (portreyi) unutup kendi hesaplaşmalarına giriyor. Okurun dikkati dağılıyor. Mesela Yaşar Kemal'i anlatırken konu bir anda Doğan Hızlan'a geliyor. Yazar, anlattığı karakterden rol çalıyor. Bu bir risk. 4. İçerik Dengesi: Portre mi, Polemik mi? Kitabın en büyük derdi bu bence. Bazı bölümlerde ana karakteri unutup uzun ve sert kavgalara (polemiklere) girilmiş. Kitap, bir "anma" metni olmaktan çıkıp "hesaplaşma" metnine dönme riski taşıyor. Yaşar Kemal Bölümü: Çoğunlukla Yaşar Kemal'den çok Orhan Pamuk ve Doğan Hızlan kavgası var. Tarık Akan Bölümü: Tarık Akan'ı anlatırken araya uzun bir Eren Keskin eleştirisi giriyor, konu Tarık Akan'dan fersah fersah uzaklaşıyor. Ahmet Say Bölümü: Adamı anlatacağına oğlu Fazıl Say ve Muhsin Kızılkaya mevzularına dalınıyor. Ahmet Say arada kaynıyor. Yazar bu kavgalarda haklı olabilir, orasını bilemem. Ama bu durum kitabın bütünlüğünü bozuyor. Bu kişisel davalar, kitabın asıl amacını ("hafıza tazeletme") gölgede bırakıyor, okuru yoruyor. 5. Dil ve Ton: Ayar Kaçmış mı? Dediğim gibi, dil ateşli, samimi, bazen öfkeli. Bu, anlatılan adamların ruhuna uyuyor. Aforizmalar falan süper. Sorun şu: Polemiğe girdiği anlarda ton acayip değişiyor. Saygılı anma tonundan birden bire kavgacı, sert, hatta saldırgan bir tona geçiyor. Bu keskin geçişler okuru sarsıyor, "noluyoruz?" dedirtiyor. Bir de dipnotlar var. Bazıları (Aziz Nesin'deki 1. dipnot gibi) ana konuyla alakasız, magazinsel şeyler. Bu da kitabın ciddiyetini bozuyor. Dipnot dediğin ya kaynak olur ya kısa bir ek bilgi, magazin değil. Naçizane Tavsiyeler Bağlantı Kur: Bölümler arasına "Edebiyat böyleyken, sinemada da şu oluyordu..." gibi geçiş cümleleri ekleyin. Kitap bir bütün gibi aksın. Dipnotları Temizle: Magazinsel, alakasız dipnotları ya çıkarın ya da düzeltin. Kitabın bir ağırlığı olsun. Özetle, bu "Solcular" kitabı bu haliyle bile çok değerli ve gerekli bir iş. Yazarın kalemi ve yaşadıkları sayesinde tarihe sağlam bir not düşülüyor. Bu tavsiyeler yazarın sesini kısmak için değil, tam tersine, o sesin daha net, daha etkili duyulması için. Bu revizyonlar yapılırsa, "Solcular" kitabı Türkiye aydınlanma tarihinin en sağlam eserlerinden biri olur, net.
Reklam
8/10
·128 syf.··
2024 4. kitabı
Karakter Dökümü: Ziya'nın Vicdan Muhasebesi Oğuzhan Uğur 'un 67 adlı eseri, başkahramanı Ziya Hudutlu'yu sadece 67 dakikalık bir komaya değil, zamanın eridiği ve hafızanın bir mahkemeye dönüştüğü çetin bir psikolojik potaya sürükler. Ziya'nın geçirdiği trafik kazası sonrası bilincini yitirdiği bu süre boyunca yaşadığı gerçeküstü ve korku dolu olaylar silsilesi, aslında onun unuttuğu ya da bastırdığı geçmişiyle bir yüzleşmedir. Tanıştığı her karakter, Ziya'nın hayatında işlediği bir suçu, görmezden geldiği bir hatayı veya sebep olduğu bir travmayı temsil eden sembolik birer figürdür. Bu karakterler, onun parçalanmış ruhunun ve kirli vicdanının aynadaki yansımalarıdır. 1. Ana Karakter: Ziya Hudutlu – Kayıp Hafıza ve Kirli Geçmiş Hikayenin merkezinde yer alan Ziya, anlatının başında hafızasını tamamen yitirmiş halde uyanır; bu durum, onun kendi geçmişinden ve işlediği suçlardan ne denli koptuğunu, benliğini nasıl inkar ettiğini simgeleyen güçlü bir metafordur. Koma boyunca süren tekinsiz yolculuğu, onu yavaş yavaş karanlık gerçeğiyle yüzleştirir: O, gücünü kişisel çıkarları için acımasızca kullanan bir "savcı"dır. Gördüğü her kabus, tanıştığı her hayalet, unuttuğu benliğinin karanlık bir parçasını ona geri vererek acı verici bir kendini yeniden tanıma süreci başlatır. Bu nedenle Ziya'nın temel çatışması, dışsal antagonizmalardan ziyade, parçalanmış psişesininin kendi kendine açtığı bir iç savaştır. Bu vicdan, bazen Alnı Delik Celil, bazen de "Genç Ziya" olarak karşısına çıkan, inkar etmek istediği geçmiş benliğidir. Bu hayaletler, Ziya'nın ahlaki iflasının kaçınılmaz mimarları olarak, tamamen kendi eylemlerinden doğmuştur. 2. Aynadaki Hayaletler: Ziya'nın Geçmişiyle Yüzleşmesi Ziya'nın koma boyunca karşılaştığı her figür, onun ahlaki
67Oğuzhan Uğur · Hayykitap · 20182,822 okunma
Ruhi Atakan BEKMEZCİ
Yaklaşık iki yıl önce okuduğum bu güzel kitabı yeniden elime aldım, bu kez detaylı bir inceleme yaptım. Umarım keyifle okursunuz.
Tarih araştırmacıları için harika kaynaklar
10/10
·42 syf.··
2024 40. kitabı
TBMM Yayınları'nın çıkardığı güzel eserlerden bir tanesi. Havza Genelgesi'nden Misâk-ı Millî'ye kadar yayımlanmış önemli belgeleri hem orijinal Osmanlı Türkçesi olarak, hem latinize edilmiş hali ve günümüz Türkçesine sadeleştirilmiş hali bir arada neşredilmiş. Bu gibi işlerin devamını diliyorum. Keyifli okumalar!
Tarih
Millî Egemenlik BelgeleriKolektif · TBMM Yayınları · 20151 okunma
Ruhi Atakan BEKMEZCİ
Bu gibi belgelere ücretsiz olarak erişmek isteyenler için: acikerisim.tbmm.gov.tr/collections/53e...
"Paşam! Türk milletinde bir anane vardır; kardeş kardeşe borç vermez, kardeş her durumda kardeşin elinden tutar. Biz kardeş halklarız. Her zaman ve her şartta birbirimizin elinden tutacağız. Bugün yaptığımız bir kardeşin yaptığından başka bir şey değildir."
Sayfa 334 - İnkılâp Kitabevi, İstanbul 2015·Kitabı okudu
Tarih
Ruhi Atakan BEKMEZCİ
Atatürk, Neriman Nerimanov'a bir mektup yazar ve Kurtuluş Savaşı için Azerbaycan'dan borç ister. Nerimanov da bu cevabı gönderir ve yüklü miktar borç verir. Bu sayede ordumuz petrol sıkıntısı çekmez.