• Roman, acının insan kalbindeki yerleşik hayat serüvenini taşların dilinden anlatıyor. Sessiz dinleyicilerimiz olan taşların acımasızca dile geldiğini hissetmemizi istemiş yazar. Gözyaşlarında tecelli eden taşlar boyasız bu sefer.. Biz yine de kırmadığımız taşa sırrımızı fısıldamayalım. Ne diyordu İranlı şair Sohrab Sepehrî:
"Bir taş kırıyorum; resmine bir sır söylüyorum.."
• Ritüel ve kuralların "anlam"ı buharlaştıran etkisi, romanın bir sayfasında Küçük Prens kitabın yazarı Saint-Exupéry'in bir cümlesini eleştirdikten sonra sevgiye dair kurallar önemsizdir şeklinde dile getirilir.
• Müsrif çağımızın çiçek renklerinde kuruyan "sevgi" bu sefer kırılganlığını başka bir şekilde dile getirmeye çalışacaktı. Gündüz Vassaf "Ressamın İsyanı" romanında çekinmeden "tahammülle yürüyen maskeli beraberliklerin tiyatrosu" diyecekti bu "aşk tüketicisi çiftlerin evlilik yıldönümü kutlamaları"na..
• Sadece insan ilişkilerinde değildi bu çıkmaz. Yaşanan kaybın hüznü insanların kalplerine yeni yeni damlamaya başlamışken taziye kültürü diye adlandırılan ritüellerin içinde boy göstermek zor unda kalınabiliniyordu. Ölüm üzerine düşünmenin de üstünü kapatıyordu bu taziye ritüelleri. Kim seslenecekti topluma "acı"nın olduğu yerde ritüel olmaz diye..
• İlmihal kitapları sayfalarca namaz ve abdesti bozan cümlelerle dolu. İbadet ritüelinin şeklen sıhhati için harcanan bunca enerji yoğunluğu "iman ve ahlak" dediğimiz iletişim olgusunun gelişmesinin de önüne geçecekti. Ne ilginçtir ki Maûn sûresinde "Yazıklar olsun şu namaz kılıp duranlara.." ayetinden hemen sonra gelen kınamaların fıkhî olmayıp ahlakî mesajlar içermesi de llahî Hitabın ritüellerden ziyade "anlam"ın peşinde olduğunun başka bir örneği..