Selim Öztürk’ün “Kavlan Ağaçları” adlı eseri, doğa ile insan arasındaki kadim bağı yeniden hatırlatan, zamanın ve hafızanın ruhunu arayan lirik ve derin bir roman sunuyor. Yazar, Anadolu’nun derin köklerinden beslenen hikâyeleriyle hem bireysel hem de toplumsal belleğe dokunuyor.
Roman, modern hayatın yabancılaştırıcılığıyla köklerinden kopmuş bir adamın, babaannesinin ölümüyle geri dönmek zorunda kaldığı Karadeniz'in sisli dağlarına doğru sürükleyici bir yolculukla başlıyor. Bu dönüş, bir aile sırrının izinde ilerleyen ve polisiye unsurlarla harmanlanmış bir kurguyla okuru sarıyor.
Öztürk’ün dili şiirsel, betimlemeleri güçlü; okur, sanki her cümlede toprağın kokusunu, rüzgârın serinliğini hissediyor. Anlatımı, lodosun etkisiyle içi çürüyen "kavlan" ağaçları gibi, görünenin altındaki çürümüşlüğü ve geçmişin ağırlığını hissettiren yoğun bir atmosfer kuruyor. Kitapta ağaçlar sadece birer bitki değil; geçmişi, acıyı, umudu ve direnci taşıyan canlı tanıklar olarak karşımıza çıkıyor. Eserin ana mesajlarından biri "Ağaçlar susar ama hiçbir şeyi unutmaz" sözüyle özetleniyor.
Yazar, bireyin iç hesaplaşmasını, bir kasabanın kolektif belleği ve doğaüstüne dair anlatılarla ustalıkla buluşturuyor. Karadeniz'in coğrafyası, hırçın denizi, yeşili bastıran ormanları ve sisle örtülmüş sırlarıyla sadece bir mekân olmanın ötesinde, bir karaktere dönüşüyor. Roman, unutulmuş bir geçmişin gölgesinde, aidiyet, inanç ve yüzleşme temalarını işlerken, okuru "nereden geliyoruz?" sorusuyla baş başa bırakıyor.
Selim Öztürk'ün dili, imgelerle yüklü ve son derece filmik. "Kavlan Ağaçları", doğa edebiyatı ile insan hikâyesini ustalıkla buluşturan, sadece edebi bir roman değil, aynı zamanda insan ruhunun karanlık dehlizlerine inen, zamana ve hafızaya dair poetik bir sorgulama. Modern dünyada unutulan kökleri hatırlamak isteyenler için sakin ama derin bir okuma deneyimi sunan eser, kültür-sanat dergilerinde çevre, insan ve hafıza temalarını tartışmaya açan güçlü bir kaynak niteliğindedir. Kavlan Ağaçları