Gönderi

İstismar edilen hadis...
Avamın aklına, hatta diline şöyle bir şey düşmektedir. Bid'atler/sonradan ihdas edilmiş olan şeyler hakkındaki niyetleri halistir. Onlar şeriata aykırı davranmayı kasdetmiyorlar. Dinin bazı gediklerini kapatma düşüncesinde de değiller. Bid'atlere/ihdas edilmiş olan şeylere bulaşmak gibi bir düşünce akıllarına bile gelmemiştir. Böylelerinin, yaptıklarına, sana karşı delil olarak Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in "Ameller niyetlere göredir" hadisini ileri sürdüklerini görürsün. Bu önemli mesele hakkındaki sahîh görüşe göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in "Ameller niyetlere göredir" sözü ibadetlerin, üzerinde kaim olduğu iki asıldan birini beyân etmek üzere gelmiştir. Bu da amelin; amelde ihlas ve bâtında dürüstlük göstererek Allah'tan başkası için yapılmamasıdır. Diğer asıl ise, amelin sünnete uygun olmasıdır. "Kim bizim şu işimizde (dinden olmayan) bir şeyi ihdas ederse o merduttur." hadîsinin içeriği bunu gösterir. Kulun bütün amel ve sözlerinde gerçekleştirmesi istenen budur. Buna göre "Usûlu, furûu, zahiri ve bâtınıyla dinin tamamı bu iki muazzam hadîse dahildir. "Ameller niyetlere göredir" hadîsi bâtın amellerde bir ölçüdür. "Kim bir amel işler de..." hadîsi de zahir amellerin ölçüsüdür. Her ikisinde de Ma'būda ihlas, Rasûle ittiba söz konusudur. Her ikisi de zahir olsun, bâtın olsun tüm söz ve ameller için şarttır. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e ittiba ederek amellerini ihlâsla Allah için yapan kimsenin ameli makbuldür. Bu iki şarttan birini ya da ikisini yerine getirmeyen kimsenin ameli ise merduttur. Bu mana, "Hanginizin daha güzel amel işleyeceğini sınamak için..." (Mülk, 2) âyetini tefsiri sadedinde Fudayl b. 'lyad'dan nakledilmiştir. Şöyle demiştir: "En ihlaslı ve en doğru (ameli işleyeceğini denemek için). Amel ihlaslı olup doğru olmazsa, kabul edilmez. Doğru olup da ihlásla yapılmazsa, yine kabul edilmez. İhlasla yapılmış olması sadece Allah için yapılmış olmasıdır. Doğru olması ise, sünnete uygun olmasıdır." İkinci Şeyhulislâm İbn Kayyım el-Cevziyye şöyle demiştir: "Seleften biri şöyle demiştir: Her bir fiil için -küçük bir fiil olsa da- "Niçin" ve "Nasıl?" diye iki divan kurulur: Yani "Niçin yaptın?" "Nasıl yaptın?" Birincisi: Fiilin nedeni ve etkeni hakkında sorulan sorudur: Bu amel, işleyen kişinin insanlardan gelecek övgüyü kazanmak isteğiyle ya da yergiyi bertaraf etmek amacıyla yahut da dünya hayatındayken kavuşmak istediği, sevdiği bir şeyi elde etmek veya hoşlanmadığı bir şeyi defetmek üzere hemen kavuşmak istediği bir haz, dünyalık bir maksat mıdır? Yoksa bu fiili işlemeye yönelten etken, kulluk hakkını yerine getirmek, Allah subhanehû ve teâla'ya yakınlaşmak, sevgisini kazanmak ve O'na vesile aramak mıdır? Bu soru "Bu fiili Rabbin için yapman şart mıydı? Yoksa kendi heva ve hazzın için mi yaptın?" şeklindedir. İkincisi: Kulluk amelini işlerken Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e ittiba edip etmediği hakkında sorulan sorudur. Yani "Bu amel, Rasûlüm diliyle sana meşru kıldığım amel mi, yoksa meşru kılmadığım, razı olmadığım bir amel mi?" Birincisi ihlâs hakkında: ikincisi ittiba hakkında sorulan sorudur. Allah celle celâluhû ancak bu iki şarta haiz ameli kabul eder. Birinci sorudan kurtulmanın yolu ihlāsa hiçbir şey karıştırılmamasıdır. İkinci sorudan kurtulmanın yolu da ittibanın gerçekleştirilmesi; kalbin ihlasa aykırı iradeden ve ittibayla çelişen hevadan salim tutulmasıdır. " İbn Kesîr rahimehullah şunları kaydetmiştir: "Kabul olunan amelin iki şartı vardır: 1) İhlas/yalnızca Allah için olması, 2) Şerîata muvafık ve doğru olması. İhlasla yapılan ama doğru olmayan amel kabul olunmaz." Sözün özü; Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in "Ameller niyetlere göredir." hadîsi ile takdirî olarak "amellerin niyetlere göre değerlendirildiği" ya da "amellerin niyetlere göre sonuçlandığı" murad edilmektedir. Kuldan sudur eden amelde ihlâsın gerçekleştirilmesine ve niyet edilmek suretiyle de failinin kastıyla meydana getirilmesine teşvikte bulunmaktadır. Kulun amelleri kasdetmesi, amellerin varlığına ve işlenmesine bir sebep teşkil eder. " Bununla birlikte bâtıl ve sonradan ihdas edilmiş bir amelin, sırf sahibinin samimi niyetinden ötürü caiz görülmesi mümkün değildir. Bu sebeple Abdullah b. Mes'ûd, bahsedilen halkalarda bulunanlara "Hayrı dileyen nice kimseler isabet edemez." demiştir.
Sayfa 57·Kitabı okudu
·
105 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.