Gönderi

Bir Aile, İki Dönem, Üç Kuşak
8/10
·232 syf.··
2025 14. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 08 Ekim 2025 00:00
Kiralık Konak, Yakup Kadri’nin ilk romanı olma özelliğini taşıyor. Roman, önce İkdam gazetesinde tefrika edilmiş, daha sonra 1922’de kitap olarak yayımlanmış. Aslında yazar, Nur Baba adlı romanı daha önce yazmış; eserin tepki çekeceğinden ürkerek sonraya bırakmış. Romanda Tanzimat sonrasında gelen birkaç kuşağın birbiriyle olan çatışması ele alınıyor. II. Meşrutiyet (1908) sonrasında yaşanan değişimler ve dönüşümler, I. Dünya Savaşı’na kadar işleniyor. Romanın ele aldığı dönemi de 1908’den biraz öncesine çekmek mümkündür. İşte bu dönemde Cihangir’de aynı konakta yaşayan üç kuşak ailenin birbiriyle olan ilişkisini ve çatışmasını okuyoruz. Romanın bu üç kuşağını teşkil eden kahramanları da büyükten küçüğe doğru şu şekilde sıralayabiliriz: Naim Efendi, Servet Bey, Sekine Hanım ve Seniha bu evin sakinleridir. Naim Efendi, II. Abdülhamid Devri nazırlarından olup evin en büyüğüdür. Eskinin temsilcisi de kendisidir. Geleneklerine son derece bağlı, dürüst, namuslu bir ihtiyardır. Damadı Servet Bey ve onun eşi -yani Naim Efendi’nin kızı- Sekine Hanım ise kızları Seniha ile birlikte bu devrin ‘‘rokokolaşmış’’ kişileridir. Selim İleri’nin tabiriyle bu rokoko kelimesiyle yazarın kastettiği ise içi kof, dışı süslü püslü, yeni toplumsal hayattır. Bu devirde davranışlar, yaşam tarzı, giyim-kuşam, eğlence anlayışı hatta mimari bile değişmiş, Batılılaşmıştır. Bu eskiyle yeninin çatışması, yozlaşmış yaşam tarzları da Naim Efendi’nin yaşadığı konak üzerinden okurlara sunuluyor. Özellikle bu değişim ve yozlaşma hâli Yakup Kadri tarafından şu şekilde özetleniyor: ‘‘Yüksek rütbeli devlet adamlarının tesis ettikleri Osmanlı kibarlığının kundağı canfes astarlı ve serapa (baştan başa) ilikli İstanbulin idi. Sonra redingot devri geldi ve redingotu içinden yarı uşak, yarı kapıkulu, riyakâr, adi bir nesil türedi. Bu neslin en yüksek, en kibar simalarında bile bir saray hademesi hâli vardı. Çoğu, İkinci Abdülhamit Han devri ricalinden olan bu adamların her biri bir hile ile efendilerinin arabasına binmiş seyisleri andırıyorlardı. Bunların elinde İstanbul’da konak hayatı birdenbire köşk hayatına intikal ediverdi. Ne yaşayışın, ne düşünüşün, ne giyinişin üslubu kaldı; her şey gelenek dışına çıktı; her beyni tatsız ve soysuz bir Arnuvo ve bir Rokoko merakı sardı; binalarımız, eşyalarımız, elbiselerimiz gibi ahlakımız, terbiyemiz de rokokolaştı. Abdülmecit devrinin o ağır, zarif ve için için gelenekçi Osmanlılığından eser kalmadı. Naim Efendi, aşağı yukarı bu redingotlu nesle mensup olmakla beraber, vücudu henüz körpe iken İstanbulin içinde yetişip gelişmiş kimselerdendi.’’ İşte bu değişim ve dönüşümler konak ve konakta yaşayan bir aile üzerinden aktarılıyor. Konak, Naim Efendi’yi ve eskiyi temsil ediyor. Romanın ilerleyen bölümlerinde Naim Efendi’nin konakta yalnız kalışı, bu bakımsız ve köhne konağın kiralanması gibi durumlar ortaya çıkıyor. Eskinin yeniye olan direnişi de Naim Efendi ve bu konak üzerinden veriliyor. Tabii burada Naim Efendi’nin kız kardeşi Selma Hanım’ın da etkisi var. O da Naim Efendi gibi eskinin bir temsilcisidir ve abisini bu çürümüş konakta yalnız başına bırakmak istememektedir. Konağın kiralanması hususunda direten ve konağa türlü kiracılar bulan da kendisidir. Ailenin diğer fertlerine gelecek olursak onlar yeninin temsilcisi olan ve yukarıda ‘‘Rokoko’’ olarak adlandırılan devrin temsilcileridir. Seniha bunların en büyük temsilcisidir. Seniha’nın babası Servet Bey ve nispeten annesi Sekine Hanım da aynı neslin temsilcileridir. Servet Bey, eskiye dair ne varsa hepsinden nefret eder. Sadece eski devrin suçluları değil, o zihniyetin sahipleri de asılmalı, kesilmeli der. Burada Naim Efendi’yle olan çatışmaları da ortaya çıkar. Romanda özellikle Naim Efendi ile damadı Servet Bey’in çatışmalarını görüyoruz. Servet Bey her fırsatta kayınpederine yüklenir, kayınpederi ise terbiyesini bozmaz, her türlü hakareti kabullenir ve köşesine çekilir. Servet Bey’in en büyük hayali Şişli’de yapılan yeni, modern apartman dairelerinden birine taşınmak ve bu konaktan kurtulmaktır. Bunun için de sırf zevk amaçlı bu apartman dairelerini gezer, sürekli bu dairelerden bahseder. Giyim ve kuşamı da aynı şekilde Batılı tarzdadır. Birçok şapkası vardır. Her an Avrupa’ya seyahate gidecekmiş gibi bir bavulunu hazır bulundurur. Servet Bey, bir dönem Galatasaray Lisesinde eğitim görmüş, Fransızca bilen, iyi kötü sanat zevki olan dejenere bir tiptir. Kızı Seniha’yı da bu şekilde yetiştirmiştir. Sekine Hanım bana göre romanda en arada kalmış karakterdir. Sekine Hanım, babası Naim Efendi’yi sever, sayar ve bir yanıyla ona çekilir. Kocası Servet Bey’in bu Batı hayranlığı sebebiyle bir taraftan da o tarafa çekilir. Bu kadın, roman boyunca iki arada bir derede kalmış izlenimi verir. Seniha ise romanın -özellikle ortalarına kadar- merkezindedir. Babası gibi züppe bir tiptir. Aslında roman kahramanlarının hemen hepsi tiptir fakat Yakup Kadri yer yer bu tipleri tutarsız ele almıştır. O konuya çok değinmeyeceğim ama özellikle Berna Moran’ın eleştirisi, tip-birey tutarsızlığı açısından önemlidir. Seniha Avrupa’ya gitmek ister, konakta kalırsa konak gibi kendisinin de çürüyeceğini düşünür. Avrupa’ya giden diğer kadınları kıskanır, onlarla kendini mukayese eder. Hafifmeşrep bir genç kızdır. Zevk, eğlence, giyim-kuşam ve Avrupa onun için her şeydir. Evinde çay partileri düzenler, arkadaşlarını davet eder. Kardeşi Cemil’in arkadaşı olan Faik Bey’le de bu vesileyle yakınlaşır. Faik Bey aileden olmasa da romanın önemli karakterlerinden biridir. Avrupa’da uzun süre bulunmuş, Seniha’dan yaş olarak biraz daha büyükçe biridir. Babası da önemli biridir. Faik Bey de Seniha’nın babası gibi dejenere bir züppedir. Kumar ve kadın düşkünlüğü vardır. Başlarda Seniha’ya yüz vermez fakat Büyükada’da yapılan bir gezinti işleri değiştirir. Seniha ve Faik Bey’in aşkını romanın büyük bölümünde görürüz. Yalnız eskinin kabul etmeyeceği bir aşk ilişkisidir bu. Evlenmek istemezler çünkü maddi olarak birbirlerini yeterli bulmazlar. Onlarınkisi sadece gönül eğlendirmektir. Tabii bu durum Naim Efendi gibiler için kabul edilemez fakat Naim Efendi de bir şey yapamaz. Konakta olan tüm yenilikler gibi bunu da kabullenmek zorunda kalacaktır. Romanın bence en önemli kişilerinden biri de Hakkı Celis’tir. Naim Efendi’nin yeğeni olan bu genç, romanda geçirdiği dönüşümlerle önemli bir hâle gelir. Okuduğum bazı incelemelerde bu gencin, aslında Yakup Kadri’nin kendisi olduğu yönünde tespitler gördüm. Hakkı Celis genç bir şairdir; bazı yabancı önemli şairleri okur, şiirler yazar. Sanat için sanat anlayışıyla yazdığı bu şiirleri de Seniha ve arkadaşlarının bulunduğu toplantılarda okur. Yakup Kadri de sanat hayatına Fecriati ile başlar. Sonrasında millî bir edebiyat anlayışını benimser ve toplumcu romanlar yazar. Hakkı Celis de böyle bir değişim geçirir ve seferberlik ilanından sonra orduya katılır, Çanakkale Cephesi’ne gider. Bu bireyden topluma yöneliş, yazarın ta kendisidir. Hakkı Celis aynı zamanda Seniha’ya âşıktır fakat bu platonik bir aşktır. Hakkı Celis’in romanın başındaki sanat anlayışı ve bireyci düşünce yapısı ile Seniha’ya olan aşkı, romanın sonunda büyük bir değişime uğrar. Bu bakımdan romanın en keskin karakteri de Hakkı Celis’tir. diyebiliriz. Tüm bu çatışmalarla, Batı özentiliği altında gelişen yozlaşmayla birlikte konakta başka sorunlar da vardır. Romanın daha ilk cümleleri şöyledir: ‘‘Naim Efendiler bu yaz Kanlıca’ya taşınmadılar. Zamanlar artık eski zamanlar değil, iki sene içinde pek çok âdetler değişti. Kışın konaklarda, yazın yalılarda oturan aileler gittikçe azalmaktadır.’’ Romanın bu giriş cümleleri bile aslında o değişimin ilk sinyallerini veriyor. Naim Efendilerin Kanlıca’da bir yalısı vardır ve eski zamanlarda yaz dönemleri bu yalıda geçirilir ancak artık devir değişmiştir, Kanlıca’ya gidilmez. Yeni nesil Kanlıca’yı sevmez çünkü alıştıkları eğlence hayatı orada yoktur. Zamanla maddi sıkıntılar da ortaya çıkar, ailenin lüks yaşamını elde edilen gelirler karşılamaz. Naim Efendi’nin farklı borçları vardır ve elinde olan biraz mal mülk de zamanla elden çıkarılır. İş, en son farklı zorunluluklarla birlikte konağın kiralanmasına kadar varır. Romanın adı Kiralık Konak’tır ancak konak hiçbir zaman kiralanamaz. Bunda Naim Efendi’nin türlü bahanelerle geçmişten kopamaması da büyük etkendir. Romanı iki bölümde ele alırsak ilk bölüm daha ziyade Seniha üzerinedir. Onun Faik Bey’le münasebeti, Naim Efendi’nin durumu öğrenmesi ve Faik Bey’in babasıyla görüşmesi, bu gelişme üzerine Seniha’nın büyükbabasına çıkışması ve onu âdeta azarlaması ile bu bölüm devam eder. Naim Efendi, Seniha’yı çok sever fakat bu muamele neticesinde çok kırılır ve torunu ile tüm münasebetini bitirir. Sonrasında Seniha ailesinden habersiz Avrupa’ya kaçar. Seniha’nın babası Servet Bey tarafından bu kaçışın sorumlusu da Naim Efendi ilan edilir. Naim Efendi Yakup Kadri’nin aslında en saygı duyduğu, hep iyi özellikleriyle anlattığı bir tiptir. Romanın ilerleyen bölümlerinde Naim Efendi de diğer dejenere züppe tiplerle birlikte aynı kefeye koyulur. Onlar terazinin bir kefesi, Naim Efendi de sanki diğer kefesi gibi gösterilir. Bir tarafta yenilikçiler, diğer tarafta gelenekçiler şeklinde anlatılan bu bölümde yazarın Naim Efendi’yi topa tutması da enteresandır. Naim Efendi gibiler, bu züppe tiplerin ortaya çıkışında sorumlu gösterilir fakat roman boyunca Naim Efendi gibilerin bu tutumlarına yer verilmez. Bu sebeple Naim Efendi’nin eleştirilmesi çok mantıklı değildir. En nihayetinde Seniha Avrupa’dan dönmek zorunda kalır. Bunda parasının bitmesi de büyük etkendir. Romanın bu ikinci bölümünde ise artık Seniha daha geri plandadır. Babası Servet Bey ve annesi Sekine Hanım, tam da istedikleri gibi bir apartman dairesine, Şişli’ye taşınır. Seniha da artık bu evde yaşamaktadır. Burada ziyafetler düzenlenir, bu ziyafetlere rütbeli askerler, tüccarlar katılır. Babasının birtakım gizli kapaklı işler çevirmesi, ortaklıklar elde etmesiyle de daha rahat bir yaşama kavuşurlar. Naim Efendi konakta bazı günler yiyecek ekmek bulamaz. Emekli maaşıyla kıt kanaat geçinmeye çalışır. Diğer tarafta ise Servet Bey ve ailesi gününü gün eder. İşte konağın kiralanması ve Naim Efendi’nin kız kardeşi Selma Hanım’ın yanına taşınması da bu şekilde gündeme gelir. Romanın bu bölümünde Naim Efendi’nin duyguları, düşünceleri ağır basar. Kendisini anlayan bir tek Hakkı Celis vardır. Seniha ile birlikte Hakkı Celis, Naim Efendi’nin gerçekten sevdiği nadir kişilerdendir. Hakkı Celis’le âdeta dost olurlar, dertleşirler. Hakkı Celis ona Seniha’dan haber getirir. Seniha da bu esnada bazı zengin, önde gelen erkeklerle görüşür. Biriyle evlenmek üzereyken evlilik iptal olur, daha doğrusu damat Avrupa’ya gider ve dönmez. Faik Bey’le olan ilişkisi de Avrupa’dan dönüşte oldukça kötü bir duruma gelir. Faik Bey kendisine âdeta düşman kesilir. Bunda Faik Bey’in kumar sevdası ve bir borç anında Seniha’dan yalvararak para istemesi de etkili olmuştur. O vakitten beri Seniha, Faik Bey’den soğumuş, ilk başta hissettiği duyguları bir daha hissedememiştir. Olay örgüsünden çok, karakterlerin çatışmaları ve iç dünyaları romanda ağır basar. Eski-yeni çatışması bu üç kuşak aile bireyi üzerinden verilirken romana dâhil olan yan karakterler de olay örgüsünü besler. Seniha’nın çevresindeki en önemli karakter Faik Bey olmakla birlikte onun gibi Nuriye ve Neyyire Hanımlar, Macit Beyler, Belkıs Hanımlar vardır. Romanın son sahnesinde de yeni yeni karakterler romana dâhil olur ancak ömürleri kısa olur. Romanın bu son sahnesi bana oldukça yüzeysel ve klişe geldi. Seniha’nın çay günleriyle başlayan roman, yine bir Seniha ziyafetiyle sonlanır. Bu esnada alınan bir haber de vardır ancak onu da okuyanlara bırakıyorum. Bu da bana oldukça klişe geldi zira romanın gidişatından bu haberi tahmin etmek oldukça olasıydı. Bana roman sanki havada bırakılmış izlenimi verdi. Naim Efendi ve konağa ne oldu açıkçası bunu bilmek isterdim. Biz farklı bir karakterin çarpıcı bir haberiyle romanın sonlandığını görüyoruz. Özellikle romana son sahnelerde dâhil olan karakterler de bu durumda anlamsız kaldı. Romanın üslubuyla ilgili de bir şeyler söylemek isterim. Romanda ilahi bir anlatıcı tercih edilmiş. Bu bakış açısında olaylara hâkim, her şeyi bilen bir anlatıcı vardır. Yakup Kadri’nin dili yer yer zorlayabilir ancak bu baskılarda birçok Arapça ve Farsça kelimenin günümüz Türkçesi de parantez içerisinde verilmiş. Eski imlanın ve eklerin kullanımıyla beraber bu Arapça, Farsça kelimeler bazen okuma hızınızı düşürebilir ancak zamanla Yakup Kadri’nin üslubuna alışıyorsunuz. Özellikle yaşı biraz daha küçük okurlar için zorlayıcı olsa da her gencin Yakup Kadri’yle tanışmasını isterim. II. Abdülhamid-Meşrutiyet-Mütareke-Cumhuriyet Dönemlerini anlamak için Yakup Kadri okunmalı, romanları üzerine daha çok düşünülmelidir.
Kiralık KonakYakup Kadri Karaosmanoğlu · İletişim Yayınları · 202321,8bin okunma
··
1 +1'leme
·
911 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.