Kemal Tahir'in Esir Şehrin İnsanları romanı, 1918-1920 yılları arasında, yani Mondros Ateşkes Antlaşması'nın ardından İstanbul'un işgal edildiği ve Milli Mücadele'nin filizlendiği dönemde geçer. Roman, dönemin aydınlarından olan Kâmil Bey'in hikayesi üzerinden işgalin İstanbul'a getirdiği sosyal ve siyasi dönüşümü, yozlaşmayı ve bir aydının bu çalkantılı dönemdeki iç hesaplaşmalarını ele alır. Kemal Tahir, bu eserde sadece işgalin yarattığı kaosu ve Türk aydınlarının içinde bulunduğu çıkmazı anlatmakla kalmaz, aynı zamanda işgal altındaki şehrin farklı sosyal katmanlarını, zengin burjuvasından yoksul halkına kadar geniş bir yelpazeyi gözler önüne serer. Kâmil Bey'in kendi varlıklı çevresinden koparak Milli Mücadele'ye destek verme çabası ve bu uğurda yaşadığı zorluklar, dönemin vatansever aydınlarının içinde bulunduğu ikilemi ve fedakarlığı somutlaştırır. Yazar, bu süreçte ortaya çıkan casusluk faaliyetlerini, siyasi entrikaları ve işbirlikçiliği de romanın dokusuna işler.
Romanın önemli bir diğer yönü de, dönemin şartlarını eleştirel bir gözle yansıtmasıdır. Kemal Tahir, eserde Türk aydınının batılılaşma sürecinde yaşadığı kimlik bunalımını ve vatanseverlik duygularının nasıl sınandığını sorgular. Kâmil Bey'in şık Beyoğlu salonlarından koparak, Anadolu'daki mücadeleye sessizce destek veren vatanseverlerle tanışması, romanın en can alıcı anekdotlarından biridir. Bu durum, dönemin aydınlarının bir kısmının sadece ideallerde değil, fiiliyatta da bir şeyler yapma arayışında olduğunu gösterir.
Esir Şehrin İnsanları, bireysel bir dram üzerinden bir milletin yeniden var olma mücadelesini anlatırken, aynı zamanda Türk edebiyatında Milli Mücadele'nin farklı bir pencereden, yani İstanbul'daki aydınların bakış açısından ele alınmasını sağlar. Kemal Tahir