·160 syf.····Okunma: 14 Ekim 2025 00:00 Kuşkusuz her roman değerli ve özeldir lâkin bazıları neden roman okumamız gerektiğini net olarak anlatır. Bu da o eserlerden biri. Roman okuyan herkes bilir ki fiziksel çevrelerinde olanlardan çok daha fazla insanla tanışmışlardır. Burada tanışacağınız her karakter de hayatınızın bir yerinde mutlaka olacaktır.
Konu olarak bakarsak dönemin eğlimine uygun olarak bir yasak aşk hikâyesi esasında. Lâkin okumaya başladığımız zaman...
Klasik tabirini sonuna kadar hak eden bir eser. Kitabın arka kapak tanıtımında "Anna Kareninavari" bir eser olduğu yazılıydı ve oldukça iddialı bu benzetmenin neden yapıldığını anlamak çok da zor olmuyor okumaya başlayınca.
Kitabın tamamındaki çaresizlik ve bireysel düzeydeki fedakârlıklar o kadar detaylı, gerçek ve hissedilebilir ki... Çoğu zaman okurken "ben olsam ne yapardım" sorusunu sıklıkla soruyorsunuz. Fikret'in bedbaht hayatı, aşkını kalbine gömüp hayatın akışına kendini uydurma sürecindeki çatışmaları çok belirgin şekilde verilmiş. Hem sona yaklaşıyor olduğunu bilmesinin çaresizliği hem de buna rağmen hep bir umut araması edebiyatımızın en "pes etmez" karakteri olarak karşımıza çıkıyor.
Ve diğer karakterler... Her birine tek tek ve istemsizce empatik yaklaşma durumunda kalıyoruz. Her birinin duygu durumları ve çatışmaları belirgin bir biçimde sunulmuş. Herhangi bir karakterin yerinde kendimizi de hissedebiliyoruz.
Baştan sona Fikretçi olunabilecek bir duyguyla okunuyor ve su gibi akan anlatımıyla kendimizi olayların içinde bulmamız bir anda ve ne olduğunu anlamadan gerçekleşiyor.
Fikretle henüz tanışmadıysanız tanışın, tanıştıysanız bir gün yeniden biraraya gelmek isteyeceksinizdir...