Gönderi

Hayatın Anlamı Üzerine
Puan vermedi·144 syf.··
2025 14. kitabı
Hayatın Anlamı kitabını lisede okumuştum. Şimdi bir kez daha okudum. Temelde ilk okumada hatırladıklarıma benzer bir deneyimdi ancak sanırım şimdi metnin bana daha az net bir yanıt vermesine daha açığım. Eagleton’a göre “hayatın anlamı” dediğimizde aslında ne sorduğumuz pek net değildir. Bir “neden” arıyorsak, Eagleton’a göre Tanrı’ya inananlar bu konuda şanslıdır; çünkü bu soru onlar için “iman ediyor muyum?” sorusuna denk gelir. Ama meseleye dil açısından baktığımızda işler karışır. “Hayatın anlamı” derken, sanki “Ayşe’nin şemsiyesi” der gibi bir iyelik ilişkisi kurarız — yani hayatın bir şeye sahip olması gerektiğini varsayarız. Oysa hayat bir şeye sahip olmak zorunda değildir; belki de bu yüzden sorunun kendisi dilimizin soyutlamasıyla ilgili bir problemden kaynaklanır. Peki biz bu soruyu neden soruyoruz? Belki gerçekten “anlamı” değil, mutluluğu aradığımız için, mutsuz olduğumuzda en temel dayanağı aradığımız için. Aristoteles’e göre mutluluk (eudaimonia), sonuçlardan çok yaşama biçimimizle ilgilidir — phronesis (pratik bilgelik) yoluyla erdemli seçimler yapabilme halidir. Seçimler sonucunda kader bize en iyi sonuçları sunmayabilir ancak çoğumuz kendi seçimlerimizi yapmadığımız bir hayatın mutlu olmasını da istemeyiz. Örneğin Matrix’te mavi hapı almayı tercih etmeyiz çünkü o mutluluğun seçimlerimizle ve karakterimizle alakalı olmadığını biliriz. Mutsuz olacak olsak bile kırmızı hapı seçecek olmak yeğdir çünkü mutluluğun zemininde her zaman seçimlerimiz olmalıdır. Dolayısıyla mesele sonuçlardan ziyade erdemli seçimler yapabilme halidir diyor Aristoteles. Mutluluk aynı zamanda sevgiden bağımsız değildir: sevgi ve bağ kurma, anlam arayışını bir süreliğine dindirir. Nihayetinde yaptığımız seçimler insanlar arası ilişkilere dairdir. En başından sonuna kadar insan olmayan bir ormanda yaşıyor olsaydık bu soruyu dile getirir miydik yahut düşünür müydük? Belki de bu soruyu sormamızın ardında, Schopenhauer’in dediği gibi, “istenç” vardır — ya da Freud’un libidosu gibi bir dürtü. Hayat anlamsız dediğimizde de ölüm dürtüsü devrededir. Yani anlam arayışı, bazen çevremizle ilgili olabilir. İnsanlar arası bir mesaj barındırıyor olabilir. Bir deftere yazıyor olsak bile dille ilgili bir şeyler yapmaya başladığımız andan itibaren salt metafiziksel bir konuyu tartıştığımızı söyleyebilir miyiz? Sanki dürtülerimiz yoluyla bir tür iletişim kurmaya çalışıyoruz gibidir. En nihayetinde hayatın anlamını sorgularken en başından dilsel bir yolla bu soruyu dile getirdiğimiz için insanlar arası bir meselenin sınırları içerisinde oluyoruz. Aslında temel olarak metafiziksel bir yerde durduğumuzdan da emin değilim. İnsanlar arası bir meselede kaybolduğumuz yerden çıkmaya çalışıyoruz. Bizi rahatlatacak cevaplar arıyoruz. Sanki burada bu soruyu sormadaki ihtiyacımızı araştırsak sevgi, bağ kurmak, mutlulukla ilgili bir yere gideceğiz. Belki de tefekkür ederek ve anlamaya çalışma edimi sayesinde yanlışları dışlayarak bir tür daraltılmış anlam yelpazesine ulaşıyor, sürecin kendisinden haz alıyoruz. Aristoteles'in dediği gibi Tanrı mutlak iyi ve güzeldir ve mutlak iyiye yakınlaşmanın en iyi yolu tefekkürden geçer. Sanki sorunun amacı bizi götürdüğü düşünce süreci sayesinde altındaki yıkıcı konotasyonlardan kurtulmakmış gibi.
Felsefe
Hayatın AnlamıTerry Eagleton · Ayrıntı Yayınları · 2015583 okunma
·
19 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.