Zülfü Livaneli, Huzursuzluk romanında bizi hem insanlığın vicdanıyla hem de Ortadoğu’nun kanayan yaralarıyla yüzleştiriyor. Roman, gazeteci İbrahim’in, öldürülen çocukluk arkadaşı Hüseyin’in hikâyesini araştırmasıyla başlar; ancak kısa sürede bu bir gazetecilik merakından öte, insanın içsel sorgulamasına dönüşür.
Yazar, satır aralarında savaşın, göçün ve ötekileştirmenin insan ruhunda açtığı yaraları gösterirken; bir yandan da imkânsız bir aşkın sessizliğini anlatır. Meleknaz ile Hüseyin’in hikâyesi, hem derin bir hüzün hem de insanın insana ettiği zulmün sembolü gibidir.
Livaneli’nin sade ama çarpıcı dili, okuyucuyu ilk sayfadan son sayfaya kadar içine çeker. Her cümlede bir vicdan sesi, her paragrafta bir insanlık dersi saklıdır. Roman, “huzursuzluk” kelimesinin tam karşılığını verir; çünkü okurda bitince bile süren bir sızı bırakır.
Bu kitap, sadece bir aşk hikâyesi değil; aynı zamanda bir insanlık sınavıdır. Kimliğimizin, inançlarımızın ve vicdanımızın aynasına baktırır bize.